ÇERNOBİLDEN CERATTEPEYE YALANLAR

 

ARTVİN

 

Cerattepe’de yapılacak madenle ilgili yapılan açıklamalar, Çernobil nükleer kazasını ve ondan sonrasını hatırlatmaktadır. 26 Nisan 1986 yılında, Ukrayna’nın Çernobil inde, nükleer santral patlamış, ülkemiz, özellikle Karadeniz bölgesi olmak üzere yoğun bir radyasyon bulutuna maruz kalmıştı.

Çernobil’de meydana gelen o patlamadan sonra, radyasyon bulutları almış başını ta bizim ülkemize ve neredeyse tüm dünyaya yayılmıştı. Dünya ülkeleri bu nükleer felaket karşısında önlemler almaya, halkını olası tehlikeler karşısında uyarmaya başlamıştı. Bizim ülkemizde, devrin anlı şanlı Özal hükümetinin bakanı ise; Türkiye halkını önlem almaya değil, ölüme ikna etmeye; Kandırmaya çalışıyordu. Çayını bir keyifle yudumlarken; “Bizim ülkemizde hiçbir tehlike yok. Bakın, ben sizin radyasyonlu dediğiniz çayı içiyorum” demagojisi ile halkı kandırmaya çalışıyordu. Bu yalanlara inanan, inanmayan Kara denizlilerin evlerinin her birinden bir kanserli hasta ölüsü çıkmaya başladı.

Bu gün, Özal devrinin mirasçıları ve takipçileri, yalan ve demagojilerle halkı kandırmada, her geçen gün daha da ustalaşmış olarak; Özal’ın badem bıyıklı bakanı Cahit Aralı aratmamaktadırlar. Yavuz hırsız olmakta; Yalan ve iftira etmekte bir birlerine çok benzemektedirler. Badem bıyıklı oluşlarıyla da birbirlerine benziyorlar. Halkı yalanlarla kandırırken aynı, çarıklı olarak nitelerken aynı; Zihniyet aynı olunca her şey zaten aynı oluyor. Zengin dostu olduklarını söylerken, kendi servetlerine servetler katarken ve emekçi halka tepeden bakan duruşlarıyla da benziyorlar. Benzememelerine manidar bir durum yok aslında. Sadece, halka saldırma konusunda biraz daha ustalaşmış olduklarının dışında bir fark yok.

Fukushima’da meydana gelen nükleer santral felaketinden sonra; Bir kez daha, bütün dünyanın bilim insanları, dünya devletlerini ve halklarını uyarıp, bu felaketler karşısında tavır almaya zorlarken; Ülkemizdeki devrin hükümeti ve onun başı, her konuda olduğu gibi çok bilmiş tavırlarıyla nükleer tehlike karşısında da “delikanlı” duruşunu sergiliyordu. Nükleer felaketi dalgaya alıp, en ucuzundan bir benzetmeyle hafife alarak; “..O halde evlerde kullanılmakta olan tüpleri de kullanmamamız gerekir” fetvasını veriyordu.

Bu gün, yalanlara inanmayan itiraz eden, sokaklara dökülen halka; Gaz bombalarıyla, plastik mermilerle, bazen de gerçek mermilerle saldırarak, yalanlarını kabul ettirmeye çalışıyorlar. Her şeylerini, emperyalist kapitalistlerin para ve itibarlarına ipotek edenler; Onlarla işbirliği içerisinde olanlar, ne ülkenin geleceğini ne de ülkede yaşayan halkların sağlığını düşünüyorlar. Onların düşündüğü tek gerçek, soyup soğana çevirdikleri, yoksullaştırdıkları halkın sırtından daha fazla servetler elde etmektir.

Cerattepe’de altın ve bakır arama faaliyetine karşı çıkan Artvin halkı, günlerdir bu doğa ve insan katliamına yol açacak faaliyete karşı direnmektedir. Halkın haklı talep ve istekleri, bir şirketin çıkarlarına feda edilmektedir. Direnen halk, saldırıya uğramakta, zorla toprakları ellerinden alınmak istenmektedir. Direnen halkın meşru ve yasal direnme hakkını kırmak, halkı birbirine düşürüp birliğini bozmak, direnişi kırabilmek için; Son yılların revaçta olan ırkçı söylemlerini gazete başlıklarına taşıyarak, meşru ve yasal haklarını kullanan halkı “terörist” olarak nitelemektedirler. Bir yandan şiddetle halkın tepkisi bastırılmaya çalışılırken diğer yandan da bakanların ve Başbakanın halkı kandırma demeçleri duyulmaktadır. Söylediklerine göre bu madenin doğaya ve insanlara hiçbir zararı olmayacakmış. Tıpkı, Özal’ın bakanının Çernobil faciası sonrası dediği gibi!.  

Çevresel felaketler sonucu, bunca acıyı yaşayan Karadeniz bölgesinin duyarlı halkı, AKP zihniyetinin zokalarını kolayca yutmaya pek niyetli değil artık. Onun için, çevresel felaketler getirecek HESlere de, madenlere de karşı çıkmaktadır. Dün çapulcu, bu gün terörist ilan edilen bölge halkı; Çapulcu olarak, terörist olarak haklı mücadelelerini sürdürecektir. İşgalci şirketleri topraklarından kovacaklardır.

Devlet tarafından, hangi hesaplarla olursa olsun kollanan bu şirketler, Maden çıkarma, HES yapma gerekçeleri ile bölgenin yaşanamaz hale gelmesine neden olacaklar. Kendileri de pek ala bildiği halde bu icraatlarının sonunun felaket olduğunu, inadına bu yıkım projelerinde salt karları için ısrar etmektedirler. Bu yıkım projelerinde hiçbir katkısı ve kari olmayan bölge insanları, bu olumsuz faaliyetler sonucu  meydana gelecek felaketlerden en fazla etkilenecek kesim olacaklarını bildikleri için haklı olarak tepki göstermektedirler.

Bu gün Artvin’de bir kez daha görülmüştür ki devlet; soygun ve sömürücülerin yanında yer almaktadır. Onların soygun ve sömürü düzenlerinin devamı için, taşına, toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan bölge halkına karşı, her türlü şiddet araçlarını kullanarak saldırmaktadır. Kadın erkek, genç yaşlı ayrımı yapmadan, gaz bombalarıyla, plastik mermilerle acımasızca saldırmıştır. Bu saldırılardan etkilenen, Yetmiş yaşındaki Artvinli dede; “Yetmiş yaşımda faşizm olduğunu hatırladım” diyerek saldırılara tepki göstermiştir. Burada bazı Artvinli direnişçilerin iki de bir “biz terörist değiliz” söylemine dair bir cümle eklemek gerekir. Artık bilinmelidir ki; AKP devletine itiraz eden herkes, teröristtir, herkes vatan hainidir. AKP ye oy verip vermemen hiç önemli değildir. Sizin teröristlikten ne anladığınız önemlidir. Haklı direnişi kanıtlamak için birilerinin demagojik saldırılarına cevap vermek yerine, daha çok birlikte direnebilmenin yollarını bulmak gerekir. Haklı davada direnmek teröristlikse teröristim, çapulcuyum, anarşistim deyip lafı uzatmadan işin içinden çıkmak en güzelidir.

Devleti yönetenler, yalan ve demagojileriyle halkları kandırıp, tehdit ederek kapitalistlerin soygunlarının yolunu açmaya çalışmaktadır. Kapitalistler, bu olanaklarla sömürdükleri, soydukları halktan elde ettikleriyle kendilerine köşkler, saraylar ve dünya bankalarında kasa, kasa paralar yapmaktadırlar. Devleti yönetenlerde, elbetteki bu soygunlardan komisyon, iş takibi gibi adlarla paylarını almaktadırlar.

Ey bu haklı direnişe sessiz kalanlar, direnişçilere saldıranlar; Kapitalistlerin gemilerinde emekçi halkların yeri yoktur. Onlar, “Robinson” lardır. Gemilerine, sadece kendilerine hizmet edecek “köle Cuma”ları alırlalar. Karaya çıkınca ‘Cuma’larında işi biter!

Bu anlamda bugün Kullandıkları devlet yöneticilerini de zamanı gelince bir pas, pas gibi atmaktan çekinmezler.

Bu gün ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan halklar; Çeşitli adlar altında yaşam alanlarına yapılan saldırılar karşısında; Doğamıza, sularımıza ve havamıza dokunmayın; Bize güneş, rüzgâr ve derelerimiz yeter diyerek doğayı ve insanı katleden uygulamalara karşı çıkmakta, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için mücadele etmektedirler.

Sularımız özgür, yeşilliğimiz bol, günümüz Güneşli, dağlarımız rüzgârlı, Dünyamız hırsız arsız kapitalistlerden(!) arındırılmış olsun. Mücadele  azim ve kararlılığımıza zeval gelmesin.