HEMŞİN VE HEMŞİNLİLER

 

tes2

Hemşin tarihi ile hemşinlilerin tarihi öylesine iç içe girmiş ki araştırmalarda, Hemşin tarihi hakkında neredeyse hiç bir bilgiye ulaşamayacağız. Ancak Hemşinlilerin tarihinden hareketle yöre hakkında bir kaç tümcelik bilgi verilebilmektedir.

Bu bilgiler ise tarafsız kaynaklardan elde edilmediği için güvenilirliği oldukça düşük kalmaktadır. Ancak tarihçilerin mutabakatı sonucu, Hemşin ve Hemşinliler hakkında elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda;

Tarihte, Amadunilerin beyi Hamam ve akrabalarının bu bölgeye yerleşmeleri bilgisi mevcuttur. Bu olay hakkında elde bir iki belge vardır. Bunlardan birincisi, devrin Muş’taki Çangli Kilise papazı olan, Mamikonlu Hohanes; “Daron tarihi adlı eserinde; ” Bizans Kayseri Herakliyus Sasanli Sehensahi (II.) Khosrov’a savaş açtığı sırada(626 yılında), Gürcü Beyi Vastyan’in Çoruh’u geçerek, (Balkar Dağları kuzey yamacındaki) Dampur denilen şehri yıktığından, onun (kız kardeşinden dogma) yeğeni (Amaduni’li urugu beyi) Hamam, bu şehri yeniden imar ederek, kendi adini verip Hamamasen (Hemşin) olarak anılmasını sağladı. Hemşinin bundan önceki adının Tambur olduğu söylenmektedir. 626 yılından sonra söylendiği gibi, Hamam ın şehri imar etmesinden sonra ‘Hemşin’olduğu ifade edilmektedir.

hemşin

Bir diğer kaynak ta ise Gevond 788 yılında yazdığı eserinde bu olayı 160 yıl sonra olmuş gibi göstermekte ve şöyle demektedir. ” Ülkeleri yağmalanıp yoksul düşen, çok kalabalık kimse, Amatunili Hamam ın öncülüğünde ‘kol'(Göle) üzerinden Tayk (Oltu-Narman) ageldiler. Oradanda Kuzey batıya giderek Egeristan (Eceristan-Acara) a,oradanda Post (Karadeniz)dökülen Akapsis (Çoruh) ı geçerek batıya geldiler. Bunu haber alan Bizans (797-780) onlara kendi ülkesinde verimli topraklar verdi.”

İki yazılı bilgi arasında tarihsel çelişki olduğu görülmesine karşın, Levon Haçıkyan 789-790 yıllarında meydana gelen bu olayı doğrulayarak, bu olaya Arap Vostikan Obayduullah ve onun vekili “Beterin beteri namlı Süleymanın sebep olduğunu bildirmektedir.Ancak ne varki bu Dampur_Tambur adıyla anılan bölgeye Hamam tarafından kendi adına ait “Hamamasen” adını verdiği konusunda Türk ve ermeni tarihçiler arasında bir mutabakat vardır. Zira Haçıkyan da Hemşinlilerin müslüman ermeniler olduğunu söylerken Amadunilerin öyküsünü kabul etmektedir. Amatunilerin öz yurdunun Ayrarat bölgesinin Aragatsion ve Kotayk (Bu günkü Ermenistan ın orta yeri sayılabilir) kapsayan topraklar olup başkentlerinin ise Osakan kenti olduğunu ifade etmektedir. Prof. Kirzioğlu ise durumu şöyle ifade etmektedir. “Alagaz dağı ile Gökçe Göl arasında  merkezi Osaga kalesi olan bölgeye yerleşen bu kavime, geldikleri Hamadan bölgesinden dolayı “Amaduni” (Hamad Hanedanı) denilmiştir.”

Burada Ermeni Haçıkyan onların Ermeni olduğunu kanıtlayabilmek için, o toprakların onların öz yurdu olduğunu söylerken, Kirzioğlu ise bir yığın anlaşılmaz ifadelerle onların “öz yurdu” olmadığını, oraya yerleştirilmiş olduklarını söylemektedir.

Tarih yazma anlayışı olmayan Türklerin bu gün kü iddiaları, yabancı tarihçilerden derleme bilgiler içerdiği için inanılırlığı tartışma konusu olmaktadır. Kirzioğlu da hep yabancı tarihçileri referans göstererek, paragraf alıntılarla konuları açıklamaya kalkışmış, bu nedenle de kendi düşüncesine uygun olan paragrafları seçip devamlarını vermekte tereddüt etmiş olduğu anlaşılmaktadır.

Her ne olursa olsun ortak bir mutabakat vardır ki; Hemşinlilerin atalarının Kotayk bölgesinden geldikleri mutabakatıdır. Hemşinlilerin gerek bu gün kullandıkları lehceleri, gerekse de yer ve çeşitli eşya adları itibariyle Ermenilerle yoğun bir ilişki ya da akrabalıkları olduğunu söyleyebiliriz.Hopa Kemal Paşa da Ermenice konuşan hemşinliler ile diğer Türkçe konuşan hemşinlilerin şivelerinde bariz bir fark yoktur. Türkçe şiveleri de bir birleri ile örtüşmektedir.

vadievleri

Burada bir ayrıntıya değinmek gerekir ise, Kale-i Bala Bölgesinde yaşayan insanlar, kendilerini çokluk olarak “Kaleli”(Kala lı) olarak adlandırdıklarıdır. Kale- i Bala cıvarında daha aşağılarda rastlanan yer adlarının aksine her yer adının Türkçe oluşudur. Ayrıca bu bölgede ki insanların dili ve şivesi oldukca Türkçe ye yatkındır. Bu durum Kale_i Balanın coğrafi konumu gereği, “hamadan bölgesine “koruyucu” olarak yerleştirilen Türkmenlerin bu bölge insanının ataları olabileceğini akla getirmektedir. (Bazı araştırmalarımız sonucu ; Kale köyüne yerleşenlerin, Van üzerinden Kars- Erzurum-İspir üzerinden gelerek bu bölgeye yerleştikleridir. Bu sözlü tarihi bilgiyi yazılı kanıtla destekleyemediğimiz için bir ayrıntı olarak not düşüyoruz. MK)

firtinagenel_232

Bölgeye gelen Hamam adlı Amadunilerin beyinin, bölgeyi imar ettikten sonra Hamamasen (Hamamın şenlendirdiği yer) anlamına gelen ” Hemşin” adının verilmesi çok mantiki bir açıklama değildir. Aşağıda alıntıladığımız bilgiler okundukça arasındaki çelişkiler daha bir net olarak açığa çıkmaktadır.

 

“Hemsinliler’in ataları olan Amad-Uniler’in kökenlerini mantıken de sorgulayabiliriz. Tarihi bilgiler ışığında su değerlendirmelerin yapılması mümkün olmaktadır: Amad-Uniler’in, önce Hamadan’dan Ala gaz dagi ile Gökçe göl arasına göç ettikleri, sonra da buradan şimdiki Hemsin yöresine geldikleri anlaşılmaktadır. Hamadan’a da Horasan’dan geldikleri Prof Kirzioglu tarafından ifade edilmektedir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Doğu’dan Batı’ya doğru göç ederek gelen Türklerin tipik ‘göç’ olgusu ve yönü bakımından uygun bir davranıştır bu. Ermenilerin kendi tarihlerinden de anlaşılacağı üzere, bugünkü Ermenistan onların anavatanıdır ve buraya göç ederek gelmiş değildirler. Ala gaz dağı ile Gökçe göl arasındaki bölgeden Dampur/Tampur (Hemşin’in eski adi) bölgesine gelişlerinde isimleri Türkçe’dir. Hamam Bey ve akrabaları geldiğinde eski Dampur/Tampur şehri tahrip edilerek yıkılmıştı. Yıkılmış bir yeri şenlendirdiği için ismine yine Türkçe olan ‘şen’ kelimesi eklenerek; ‘Hamam’ın şenlendirdiği yer’ anlamında ‘Hamamasen’ ismi ile buranın adi Türkçeleştirilmiştir. Hıristiyanlığı kabul etmiş olduklarından bir taraftan Hıristiyan adi almakla birlikte, diğer taraftan da Türkçe isimlerini muhafaza etmeleri önemlidir. Gerek isimleri, gerekse göçen bir topluluk olmaları onların Türk oldukları görüşünü destekleyen iki önemli olgudur. ‘Tarih Yapan Ama Yazmayan’ Türklerin ‘tarih yapan ama yazmayan’ bir millet olduğu tarih de sabittir.

Bu yüzden eski Türk tarihini Çin kaynaklarından, göçler sonrasını ise Iran, Ermeni ve Rum kaynaklarından öğrenmek mecburiyetindeyiz. Elbette henüz ‘bilimde objektiflik’ kavramının gelişmediği o dönemlerde yazılanların tarafsızlığından emin olamayız. Fakat ne yazık ki yapacak başka bir şey de yoktur. Türklerin tarih yazmama alışkanlıklarına karşılık, Ermenilerden ve özellikle de Ermeni din adamlarından önemli sayıda tarih yazarı çıkmıştır. Ayrıca Ermenilerde kitapların kenarına andaç denilen not düşme geleneği vardır ki bu da bir tarih kaynağı olarak kullanılmaktadır. Levon Haçikyan, Hemşin’in tarihi konusunda yeterli bilgi elde edemeyişinden bakin nasıl yakınıyor: ‘Tüm ortaçağdan hemen hemen hiç bilgi korunamamış. Bu nedenle ister istemez XIX. Yüzyıl gezginlerinden yararlanmak gerekiyor.’ Haçikyan’in şikâyet ettiği gibi Hemşinliler, göç ederek yöreye yerleştikleri 626 yıllarından beri, 1400 yıla yakın bir zaman dilimini bu yörede yasadıkları halde, koskoca tarihten bugüne herhangi bir yazılı eser gelme mistir. Bu davranış, ‘tarih yapan ama yazmayan’ bir kavmin; Türk kavminin tipik davranışıdır. Ermeniler ise gerek tarih kitabi yazarak,gerekse kitaplara andaçlar düşerek tarihi bilgi bırakma geleneğine sahiptirler.Samsadin Hoca’nın Mektubu Koskoca Ortaçağ’dan elde bilgi olmayışına yanan Haçikyan, Samsadin Hoca’dan kaldığını söylediği bir mektubu sevinçle zikrediyor. Ona göre mektup, Hamsen’in Kostentz manastırından 1422 yılında kopya edilmiş Kudüs Patrikliği kütüphanesinde 1617 numara ile kayıtlı bir elyazmasına kaydedilmiş. Muhatabı ise Hemsin Beyi…Mektubu yazanın Samsadin, Karadeniz üzerinden yapılan uluslararası ticaretle uğraşan, Trabzon’daki Çarkhapan Ermeni manastırını yeniden inşa eden, Kefe’deki Aziz Anton Manastırı’nda Nerses Snorhali’nin şiirlerini el yazması bir kitaptan kopya ettiren bir Ermeni olduğu iddia ediliyor. Mektupta ise söyle yazıyormuş:’ Tanrı ve Aziz Nikolas adına, Tanrı katında vaat et ki, yolcu için iyi olasın ve yolcunun malini Tanrı’nın sana verdiği can gibi koruyasın, kim olursa olsun, Hıristiyan ya da yabancı, bu sana emanet. Ve ben Samsadin, sana ne emanet verirsem onu alasın, daha fazla tamahlık olmasın. Bu konu üzerinde Sper (İspir) beyine de yaz, yükünü yük bilsin, tambalit’i tambalit, iloma’yi iloma, khurçi’yi, khurçi, bogça’yi bogça. Ve Basen Sinoru’na ulasana dek, yükler için verilecek tüm harçlar, tamı tamına ne alınacaksa onu yazsınlar ki tamah ve sahtekarlık olmasın ‘Haçikyan, ‘yük, tambalit, iloma, khurçi, bogça’ kelimelerini anlamamış olacak ki söyle bir dipnot düşüyor: ‘Sözü geçen yük, tambalit, iloma, khurçi, bogça terimlerinden Hamsen patikalarından Karadeniz’e ve aksi yöne taşınan malların değişik boy ve ölçüleri anlamak gerek.’Bu kelimelerden ilki olan ‘yük’ tamamen Türkçe bir kelime olup hiç bir açıklamaya ihtiyaç göstermemektedir. ‘Khurçi’ diye yazılan kelime ise halen yörede kullanılmakta olan ‘hurci’ veya ‘hurç’ kelimesi olup bu da Türkçe’dir. Azerbaycan Türkçe’si Sözlüğünde ‘hurcun’ olarak geçen kelimenin anlamını görelim: ‘Heybe, hurç, meşin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe’de.Mehmet Doğan’ın Büyük Türkçe Sözlüğünde ise ‘hurç’ kelimesinin anlamı söyle veriliyor: ‘Meşin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe, camedan.’Görüldügü gibi bu kelime hem Azeri Türkçesi’nde hem de Türkiye Türkçesi’nde ayni anlamda ve aktif olarak kullanılan bir kelimedir. Sonuncu kelime olan ‘bogça’ ise düpedüz Türkçe olan ‘bohça’ kelimesidir.Bu mektubun tarihi Fatih’in bölgeyi fethettiği 1461’den ve girişilen Türk yerleştirme çabalarından önce olduğuna göre, mektupta kullanılan Türkçe kelimeler, 626 yılından beri bölgede yasamakta olan Hemsinliler’in Türk olduklarını açik biçimde ortaya koymaktadır. Kökenini tespit edemediğimiz ‘tambalit’ ve ‘iloma’ kelimeleri ise Ermenice olmadığından Haçikyan tarafından anlaşılamamışlardır.1430’larda yazılmış olan mektupta geçen ‘Basen Sinoru’na ulasana dek’ ifadesine dikkatinizi çekmek isterim. Burada ‘Basen’ diye geçen; ‘Pasin’ olarak günümüze gelen Erzurum’un Pasinler ilçesidir. Ancak, Haçikyan’in özel isim zannettiği ‘Sinor’ kelimesi ise ‘sınır’ kelimesinin bölgede halen kullanılan biçimi olup tamamen Türkçe bir kelimedir.Samsa din’in Müslüman ‘Şemsettin’ mi, yoksa Haçikyan’in iddia ettiği gibi Manastır onaran bir Hıristiyan mi olduğunu bilmiyoruz. Yine isminin Davit olduğu iddia edilen Hemsin Beyi konusunda da bir bilgimiz yoktur. Amad-Uniler’in zamanın hak dini Hıristiyanlığı kabul etmiş olduklarını bildiğimizden, Davit gibi Hıristiyan isimleri almalarını da mümkün ve doğal karsılarız. Ancak, Hıristiyan iken de Türkçe konuştukların i, Haçikyan’dan naklettiğimiz bu mektup bir kez daha göstermektedir.İslamlaşma Süreci XIV. Yüzyıl başlarında Gürcü tarihi yazarı Brosset, İspir ve Bayburt’a gelen 60.000 kişilik bir göçebe Türk topluluğundan bahsediyor: ‘Altmış bin kişilik bir Türk göçebe topluluğu Sper (İspir) ve Baberd (Bayburt)’de kışlayıp, yaz aylarında Park har dağlarına yayılıyor, Tayk ve daha uzak yörelere saldırılar gerçekleştiriyordu. Bu Türklerin Müslüman lideri Sahali, 1460 yılında Hemsinliler’in Hıristiyan lideri Veke’yi yeniyor ve esir alıyor. Ayni kaynağa göre genç Veke, ‘Sekh adi verilen Sofu’ya teslim edilmiş.’ (Pornak Türklerinden olduğu yazılan Sahali’nin güçlü ordusu Tiflis’i de ele geçiriyor.) Böylece Hemsinliler’in İslamlaşma süreci de başlamış oluyordu. 1489’da ise Hemsin Beyi de (2.) Çitakh adi verilen Müslüman Türklere yenilerek bir baska Türk devleti olan ve 1478-1490 yılları arasında İspir’i elinde tutan Akkoyunlular’a sığınıp İspir’e yerleşiyor. Böylece Hemsin’i Müslüman Türkler yönetiyor. P.Tumayantz, 1870 yılında hazırladığı topografyasında, Karadere Ermelileri’nin Sper’den (İspir’den) Baberd’den (Bayburt’tan) ve özellikle Hamsen’den ‘din değiştirmekten kurtulmak amaciyla bundan 170-180 yil önce’ yani 1690-1700’lü yıllarda göçtüklerini anlatıyor ve ‘hayli yıllar sonra -diye sürdürüyor- Hamsen ilinde kalan nüfusun tamamını Tacikleştirdiler (İslamlaştırdılar).

kale

Bundan sonra Kara dere’ye yöneldi saldırılar ve yokluk içinde binlerce aile Trabzon, Ordu, Yunıya, Çarşamba, Bafra, Sinop ve ta Adapazarı köyleri ile kentlerine sığındılar.’ Bu ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla İspir ile Bayburt’ta yerleşik olan ve Hamam Bey’in gelişinden önce Hamşin’de yasamakta olan Ermeniler göç ederek önce Karadere bölgesine gitmiş, sonra da Trabzon-Adapazarı arasına giderek yerleşmişlerdir. Burada anlaşılmayan konu, bütün Doğu Anadolu’da çok sayıda Ermeni varken ve din değiştirmeye zorlanmazken neden Bayburt, İspir ve Hemsin’de böyle bir baskıdan bahsedildiğidir. Bunun temelinde yazarın Hıristiyan olması sebebiyle, baska amaçlarla gerçekleşmiş göçleri çarpıtarak vermiş olması yatıyor olabilir. H.Acaryan adli Ermeni yazarı da Hemsin ve Kara dere’den binlerce Ermeni’nin Sinop-Trabzon arasına yerleştiğini yazıyor ve I. Dünya Savası öncesi göç eden Ermenilerin dağılımını söyle veriyor: -Trabzon’da 800 ev Ermeni,-Değirmendere’den Yambol nehrine kadar Gavata ve Yomra’da 2.340 kisi,-Sürmene’de 100 ev,-Akçaabat’ta 4.000 kisi,-Tirebolu’da 40 ev,-Giresun’da 400 kisi,-Samsun-Canik 2.000 ev Ermeni.Acaryan bunların sonu ile ilgili olarak; ‘Hamsen Ermenilerinin bu büyük göçmen toplulukları yüzyılımızın başındaki üzücü olaylarda yok oldular’ demektedir. Yazarın suçlayıcı imasına karşılık bunların da 1915 tehciri*(göçü) ile Suriye-Lübnan tarafına gönderildikleri anlaşılıyor. 1915 tehciri öncesinde Doğu Anadolu’da yer yer nüfus oranları %15-20’lerekadar düştüğü halde Ermenilerin İslamlaşmaya eğilimli olmadıkları bilinmektedir. Hemsinliler’in Müslümanlığı kabul etmeleri, onların Türk olmaları ve ayni dili konuşan Türklerle kolayca anlaşmaları sebebiyle olmuştur. Ermeniler ise gerek Hemşin’den gerekse Kara dere’den göç edip ayrılmışlardır. Trabzon-Adapazarı arasına yerleşen Ermeniler ise, bütün Doğu Anadolu’daki soydaşları gibi 1915 tehcirinde Suriye – Lübnan tarafına göç etmeye mecbur edilmişlerdir. 93 Harbi diye anılan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucu Karadeniz’in kuzey kıyıları Rusların eline geçince, Rusları tabii müttefik olarak gören Ermenilerden bir kısmı o bölgelere göç etmişlerdir. Haçikyan’in naklettiğine göre bunlar arasında Hemşin’deki artık az sayıda kalmış olması gereken Ermeniler de vardır. ‘1877-78 yıllarında Rus-Türk Savaşı sonucu Karadeniz’in Kafkas kıyılarının Rus Çarlığına geçmesi ile, 1860’li yıllarda başlamış olan Hamsen Ermenilerinin Abhazya göçü daha da büyük boyutlara ulaştı. Onlar, Abhazya’nin Sukhum, Soçi, Matzesta, Lor, Mitsuri, Tsabella, Adler, Sapuska, Yeni Afyon, Gogri vd. kentlerine yerleştiler. ‘Demek oluyor ki, 1843-44 yıllarında Prof. Karl Koch’un Hemsin – İspir arasında rastladığı az sayıdaki misafir-sevmez Ermeniler, böylece göç ederek 1877-78 savaşı sonrasında Hemşin’den ayrılmış oluyorlar.Hemsin’de Yer Adlari Doğu Karadeniz’de yer adlari uzun yıllardır küçük söyleniş farklılıkları ile varlıklarını muhafaza etmektedirler. 1843-44 yıllarında Rize’yi ve bu arada Hemsin yöresini de ziyaret eden Prof. Karl Koch bu durumu söyle tespit ediyor: ‘Küçük Asya’nın kuzey sahilleri ve özellikle Pontus Krallığının topraklarının kendine özgü bir özelliği su idi: Bir yandan önemsiz isimler bile en yakın zamana değin hemen hiç değişmeden kalırken, diğer yandan eski çağın önemli büyük kentleri iz bırakmadan kaybolup gidiyordu.’Bir kültür politikası olarak yer adlari ancak Cumhuriyet döneminde Türkçeleştirilmiş, Osmanlı döneminde ise önceki halleriyle aynen muhafaza edilmişlerdi. Hemsin yöresinde ise Cumhuriyet öncesi dönemde Türkçe yer adlarına rastlıyoruz. Prof Koch ‘Cimil dağındaki ilginç evime döneyim’ dedikten sonra Kum basar Süleyman Ağa’nın evinden gördüğü çevreyi anlatır: ‘Buradaki dağ silsilesi, yarımay, Sogorni köyünün yaz evlerinin (yaylasının) orada bulunmasından olsa gerek, ‘Sogorni – Jailanin- Baschi’ diye adlandırılırdı.’ Karl Koch’un yazmaya çalıştığı ifade düpedüz ‘yaylanın başı’ kelimeleridir. Demek ki1843’te, Devlet elinin ulaşma güçlüğü çektiği bir yerde -ki zaten Osmanlı yer adlarını değiştirmemiştir- öz Türkçe yayla isimleri mevcuttur. Prof. Koch’un kaydettiği Türkçe yer isimlerinin önemlileri şunlardır: Çağıran kaya (Arici-Deveci s.17), Demirdagi veya Temirtagi (s.19), Orta köy(s.23), Çoban dere (S.32), Şeytan dere (s.32), Çoban köy (s.33), Ot deresi (s.45), Balkar suyu ve Balkar köyü (s.52), Hala suyu ve Hala köyü (s.59).Ayrıca Kanlidere, Kavran deresi, Cennet dere, Futuna deresi ve Fırtınanın bir kolu olan Büyük dere de Koch’ub zikrettiği Türkçe isimlerdir. Hemsin yöresinde görülen Türkçe dağ, yayla ve göl adlarına baska örnekler de vermek mümkündür. Davalı yaylası, Ana dağın Denizi, Gölgeli Göl, Karadere bunlardan sadece bir kaçıdır.Karl Koch’un kaydettiği Dasçeh deresi üzerindeki köprüye ait bir Türkçe kitabede ise şunlar yazılıdır: ‘Güzel ve iyilikle dopdolu, Tuna Nar Mustafa Ağa, Muhammedoglu tarafından, Hicri 1212 yılında (1797/9) kuruldu.’Rize’nin sahil kesimlerinde Cumhuriyet öncesi Türkçe isimlere rastlamak son derecede zor iken, hemsin yöresinde çok sayıda örnek bulunması ilginçtir. Bunun sebebi, sahil kesimindeki (eski Kimmer ve Saka’lar müstesna) Türk yerleşiminin daha geç tarihlerde meydana gelmesine karşılık, Hemsin’de Türklerin daha 626 yılında yerleşmiş olmalarıdır.  Kaynak Alıntısı Yapan: A.Rıza Saklı” www.kuzeymavi.com

 

Burada tarihçilerin ve yorumcularının  Hemşinlilerin Türk olduğu nu kanıtlamak için kullandıkları uslup olaya kuşku katmaktadır. Türkçe mahalli isimlere değinilirken, diğer dillerle anılan mahalli isimlere yer verilmemektedir. Elbetteki Hemşin diye anılan yörede Türklerde vardır. Ancak Öztürkçe yer isimlerinin yanında bir çok Ermenice yer isimlerinin olduğuda bir gerçektir. Sadece Türkçe yer isimlerinin ortaya sürülüp diğer gerçeklerin gizlenilmesi ya da söz edilmemesi kaynakların güvenilirliğini kuşkuya düşürmektedir. Yukarıda Hemşin isminin gelişi konusunda açıklamalar yapılırken, Çamlıhemşin için farklı bir varsayım dillendirilmektedir. “Yavuz Sultan Selim Ardeşene yaptığı gezide Fırtına deresinin getirdiği ağaç yongalarına bakarak; “buranın ardı şen olmalı” der ve adamlarını keşif için vadiye gönderir. Bu incelemeden dönenler,  yörenin çamlık ve ormanlıklarla kaplı güzelliğine hayran kalarak “hem çamlık hemde şen” diye söylenirler. Böylece de Çamlıhemşin adı Yavuz Sultan Selimin adamları tarafından verilmiş olur. Demek ki Hamasen efsanesi suya düşmüş oldu.

kalekoyu3