KONUT MİMARİSİ

ke_32

İnsan ırkının binlerce yıllık tarihi içerisinde en dikkat çeken uğraşılarından birisi yaşadığı doğal çevreyi çeşitli ihtiyaçları doğrultusunda düzenlemesi ve değiştirmesidir. Konutun kökeninde de bu uğraşı vardır. Doğadaki tüm canlılar gibi insanlar da dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı bir yere, bir şeye sığınma ihtiyacı duymuşlardır. Ancak konutu sadece fiziki ihtiyaçların karşılandığı maddi ögeler olarak değerlendirmek yanlıştır. Bunlar aynı zamanda sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılayan, insana ait olma hissini aşılayan ortamlardır. Varolmamızla birlikte başlayan bu ihtiyaçlar en başında tabiat ananın sunduğu bir nevi hazır ürünlerle (mağara, kovuk, in) ve bazı geçici barınaklarla karşılanmıştır. Antik dönemin ünlü mimarı Vitruvius a göre ilk konutlar insanoğlunun doğayı ve hayvanları taklit etmesiyle meydana getirilmiştir. Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen bu insanlar Neolitik dönemde devrim olarak nitelenebilecek bir gelişmeyle yaşam tarzlarını değiştirmişler, toprağa bağlanarak tarıma, dolayısıyla üretime dayalı yeni bir çevre kurmaya başlamışlardır. Üç milyon yıl önce iki ayağı üzerinde dolaşmaya başlayan ve aşağı yukarı bugünkü fiziksel yeteneklerine kavuşan insanoğlunun uygar olarak nitelendirilmesi ise ancak bu dönemden sonradır[i]. Yerleşik hayata geçilmesi beraberinde ilk mimari faaliyetleri de getirmiştir. Doğal olarak ortaya konulan ilk eserler tapınak, saray, hisar gibi anıtsal mimari ürünleri değil basit konutlar olmuştur. Dolayısıyla mimarinin kökeninin konut mimarisinde yattığını söylemek yanlış olmaz. İnsanoğlunun Neolitik dönemde başladığı konut üretim ve tasarımı tüm tarih öncesi ve tarih çağlarında devam etmiş; neticede farklı kültür, toplum, iklim ve coğrafyalarda birbirinden oldukça değişik plan, tip, estetik ve görünümlerde konut modelleri ortaya çıkmıştır. Ancak tüm farklılıklarına rağmen bu konutların üretilmelerindeki amaç aynıdır ve başlangıçtaki saf halini büyük ölçüde muhafaza etmiştir.

vadievleri

İnsan yaşamına uygun koşulların Dördüncü Zamanın Pleistosen evresinde oluştuğu kabul edilen ve ilk sakinlerinin Paleolitik dönemde yaşadığı anlaşılan Anadolu da[ii] yapılan araştırmalar, Hititlerden Türklere sayısız kültüre ev sahipliği yapan ve onların bıraktığı mimari eserlerle donanan bölgede binlerce yıl kesintisiz süren köklü bir konut geleneğinin varolduğunu ortaya koymuştur. Bu gelişmiş konut geleneği içerisinde Doğu Karadeniz Bölgesinin kendisine has özel bir yeri vardır. Bölgede MÖ.2000 li yıllarda başlayan iskan ve yerleşme[iii] günümüze kadar kesintisiz devam etmiştir. Dolayısıyla her açıdan çeşitlilik arzeden yaklaşık 4000 yıllık zengin bir konut kültürü oluşturulmuştur. Anıtsal mimari ürünlerinin pek boy göstermediği bölgede konut, halkın kültürel ve sosyal yapısını ortaya koyan en önemli maddi unsurdur.

KONUTLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ ve PLAN :

100_0083_46

Bölgede karşımıza çıkan büyüklü küçüklü bütün evler genellikle üç kat olarak tasarlanıp inşa edilmiştir. Bunlar ahır olarak düzenlenen zemin kat, yaşama alanı olarak düzenlenen ev ve ot deposu olarak kullanılan çatı katıdır. Ancak bazı evlerde hane halkının maddi durumuna göre kat sayısı artabilmektedir.

Evin ana giriş kapısının önündeki düzeltilmiş alana avlu ismi verilmektedir. Burası fırahti denilen ağaç dallarından oluşturulan basit çitlerle sınırlandırılmıştır. Kışlık odun genelde burada depolanır. Pek çok evin etrafında yağmur sularını ve evde meydana gelen atık suyu yapıdan uzaklaştırmak için açılmış herk denilen kanallar mevcuttur. Kanalizasyon şebekesi olmadığı için bu su, yollara veya bahçedeki hendeklere akıtılır. Özellikle şiddetli yağmurlardan sonra evin çevresinde yaşanması muhtemel kopukları yani toprak kaymalarını önlemek amacıyla bazı konutların çevresine kazıklar çakılmıştır. Bu kazıklar hogal olarak adlandırılır.

hemşin

Zemindeki rutubet nedeniyle yaşama için uygun olmayan zemin katlar hayvancılığın günlük hayatta önemli bir yer tuttuğu bölgede ahır olarak değerlendirilmiştir. Zemin katın varlığı çevre şartlarının yapı ustasını zorlamasıdır. Zira eğimden kaynaklanan yapısal problemler ancak böyle bir katın varlığı ile çözüme ulaştırılabilmiştir. Tarihsel kaynaklar bu akılcı çözümün mazisinin epeyce gerilere gittiğini göstermektedir. Ksenophon un Onbinlerin Dönüşünü (MÖ. 401-400) anlattığı Anabasis isimli yapıtında ve Strabon un (MÖ. 58-MS. 21) Geographika adındaki coğrafya kitabında Doğu Karadeniz Bölgesinde kazıklar üzerine kurularak zeminden yükseltilen kulübe-konutlardan bahsedilir. Bu kat hayvanlara ayrılan esas ahır bölümü ile onun önündeki aralık adı verilen koridordan oluşur. Bazı örneklerde aralık bölümüne ihtiyaç duyulmamıştır. Bu bölümde tarım ve hayvancılıkla ilgili araç ve gereçler depo edilebilmektedir. Dikdörtgen planlı ahır bölmelerinde hayvanların ye yedikleri mesur adı verilen ahşap bir yemlik bulunmaktadır, zemini ahşapla kaplıdır. Ahırda oluşan atık su sanazgar adı verilen bir oluk sistemi ile dışarı atılmıştır. Ahır bölümüne giriş yöresel olarak ahkapı, ahır kapı, ahar kapı olarak adlandırılır. Bazı büyük evlerin ahır kat örtüsünü mimarlıkta harpuşta köprü olarak bilinen yörede ise kemer köprü olarak adlandırılan taş tonozlar oluşturmaktadır.

Hayat, odalar ve diğer bazı mekanların bulunduğu birinci kat esas yaşama alanıdır. Odalar hayat adı verilen ve geleneksel Türk evinde sofa olarak adlandırılan mekanın iki uzun kenarına yerleştirilmiştir. Bu şema geleneksel Türk evlerinde Karnıyarık veya İç Sofalı olarak tanımlanan plan tipine benzemektedir. M.R.Sümerkan Doğu Karadeniz Bölgesi evleri için oluşturduğu sınıflandırmada bu tipteki evleri Hayatlı / Aşhaneli Evler olarak tanımlamıştır. Ş.Ö.GÜR bu plan tipindeki evleri dağılım değeri yüksek, aşamalı simetriye sahip konutlar olarak değerlendirmektedir. Hayat genel kullanım ve sirkülasyon alanıdır. Evde gerçekleştirilen düğünlerde burada horon dahi oynanabilmektedir. Hayatın kısa kenarlarından birisi pencerelerle dışarıya açılmaktadır. Diğer kenarda ise bir kapı ile geçilen ev, evindüzü , ocaklık veya mutfak olarak adlandırılan yemeğin pişirildiği, yenildiği ve diğer ev işlerinin görüldüğü mekan bulunmaktadır. Burada tavandan sarkan bir zincirin altında yer alan ocakta ateş yakılmaktadır. Bu bölümün tabanı sıkıştırılmış topraktır ve esas evle arasında seviye farkı bulunmaktadır. Ayrıca tavan tahtaları çakılmamıştır. Bu sayede ocakta yanan ateşin dumanı çatı katına verilmekte, duman kiremitlerin arasından dışarıya sızmaktadır. Böylece çatı katında meydana gelebilecek kurtlanma ve çürüme önlenmiş olur. Ocağın hemen üzerinde yer alan ve onçhğuda adı verilen ızgara sistemi ocaktan yükselen sıcaklık vasıtasıyla mısırın kurutulabildiği alandır. Turşu ve pekmez (hurma, armut) gibi gıdaların üretimi ocaklık bölümünde gerçekleştirilmektedir. Mutfakla ilgili eşyalar burada raflarda veya dolaplarda muhafaza edilmektedir. Bu mekanın bir köşesinde pencere önünde bulunan ve çerkene olarak adlandırılan bölüm su güğümlerinin (kukma) konduğu ev halkının temizlik ihtiyacını giderdiği alandır. Oda bireylerin özel alanıdır. Yörede odanın karşılığı olarak, muhtemelen bölmeden bozma, bulme kelimesi kullanılmaktadır. Evin içerisinde yer aldığı bölgeye göre yan oda, orta oda, köşe başı oda gibi isimler alır. Evlerin bir kenarında zaman zaman misafir ağırlamak için de kullanılabilen ocaklı bir oda bulunur ve hacim olarak diğer odalardan büyüktür. Misafir odalarının evden fiziki olarak uzaklaştırılmasının başlıca nedeni ev içi yaşamın mahremiyetidir. Birinci katta dışardan girişi sağlayan kapılardan güneş alan cephede bulunan kapıya güneli kapı, bununla aksi yönde bulunan kapıya ise cemak kapı ismi verilmektedir. Bu kapıların önünde ahır katına inişi sağlayan taş merdivenler yerleştirilmiştir.

Yaşamaya ayrılmış olan birinci katın üzerinde dırani veya diyani olarak adlandırılan çatı katı bulunmaktadır. Hayvancılığın azalması nedeniyle bazı evlerde işlevini yitirerek yaşama alanına dönüştürülen bu kat hayvan yemlerinin kurutulduğu ve depolandığı, havadar yerlerdir. Ocakta yanan ateşin dumanının doğrudan dışarıya atılmayıp önce bu kısma yükselmesine izin verilmesi de çürümeyi önleyici bir faktördür. Bu bölüme evin düzünden hepen ya da iskele adı verilen ahşap bir merdivenle ulaşılır.

Geleneksel konutlarda hela ev içerisinde yer almaz. Hela kokuyu engellemek amacıyla evin dışında ayrı bir birim olarak düzenlenmiştir ve genellikle bu mekana güneli kapıdan ulaşılır. Helaya yakın bir noktada kağhanoç adı verilen ve çöplük olarak kullanılan bir çukur bulunmaktadır. Banyo ihtiyacı hemen her evde bulunan hamamda giderilir. Konaklarda hamam ocağın yanındaki yıkanma dolabıdır. Diğer evlerde ise küçük bir mekan olarak düzenlenmiştir. Hamamda oluşan atık su herk adı verilen hendeklerle evden uzaklaştırılmıştır. Bu hendeklerin toprakla dolmamsı için üzeri düzgün taşlarla ve yosunla kapatılmıştır. Kullanılan bu örtüye kerez adı verilir.

ÖRTÜ SİSTEMİ :

Yağışın fazlalığı nedeniyle evler üç veya dört yöne eğimli kırma çatılarla örtülmüştür. Üç yöne eğimli çatı bölgede üç omuz, dört yöne eğimli çatı ise dört omuz olarak adlandırılır. Aşırı yağış saçakların mümkün olduğunca geniş tutulması sonucunu vermiştir. Çatılar genellikle alaturka kiremitle kaplıdır. Kiremidin bölgeye girişinden önce çatı kaplamasında harduma kullanılmıştır.

TAVAN :

Konutlarda oda ve hayat bölümlerinde kirişlemesi alttan kaplamalı ahşap tavan sistemi uygulanmıştır. Mutfak kısmının tavan tahtaları genellikle çakılmamıştır. Ahır bölmesinin tavanı norç olarak tanımlanır. Norçla üst katın taban döşemesi arasında havalandırmayı sağlayabilmek amacıyla 15-20 cm. kadar boşluk bırakılmıştır. Büyük ev ve konaklarda ahır kısmında ahşap tavan yerine kemer köprü adı verilen sistem uygulanmıştır.

DÖŞEME :

Konutlarda ahırların taban döşemesi kızılağaçtan yapılır. Taban kaplanmadan önce toprak sıkıştırılmıştır. Buna kundek adı verilmektedir. Ocaklık kısmının döşemesi sıkıştırılmış topraktır. Evi oluşturan diğer bölümlerin tabanı ahşap kaplamadır. Taban tahtaları çivilerle kirişlere çakılmıştır. Hayat ve odaların bulunduğu alanla mutfak bölümü arasında genellikle seviye farkı bulunmaktadır.

KAPI, PENCERE ve KİLİT :

Eve giriş çıkış çift kanatlı kapılarla sağlanır. Güneş alan cephede bulunan kapı güneli, diğer cephedeki kapı cemak kapı olarak adlandırılır. Bu kapıların üzerine ışık sağlamak amacıyla dikdörtgen pencereler yerleştirilmiştir. Odalara giriş çıkışı sağlayan kapılar tek kanatlı ve daha küçük boyutludur. Ana giriş kapılarının önünde yer alan ahşap eşikler şim, iki yandaki ağaç dikmeler yani kapının söveleri soya, soyaları birleştiren yatay parça ise kapıbaşı veya kapıalnı olarak adlandırılır.

Dikdörtgen biçimli dar pencere açıklıkları giyotin tarzında camlı pencerelerle kapatılmıştır. Bu tip pencereler sürmeli olarak adlandırılır. Orijinal yapısını koruyabilmiş eski örneklerde karşılaştığımız demir parmaklıklı, camsız pencereler bölgedeki en eski pencere sistemidir. Bu tip pencereler hareketli ahşap kapaklara sahiptir. Kanatlı pencere olarak bilinir. Kanatlı pencereden sürmeli pencereye geçişin en önemli nedeni uzun yıllar Rusya’ da yaşayan gurbetçilerdir.

Eve giriş çıkışı sağlayan çift kanatlı büyük kapılarda pag adı verilen demir kilit sistemi kullanılmıştır. Gene bu kapıların arkasında kapıyı sağlamlaştırmak amacıyla demir dayaklar yer almaktadır. Odalara giriş çıkışı sağlayan kapılarda ise kancalı bir kilit, zirza, mevcuttur. Zirzalar kanatlı pencerelerin içerden kapatılması amacıyla da kullanılmıştır. Asma kilitler bölgede kupli olarak bilinmektedir.

ISINMA:

Evlerde her odada ocak bulunmaz. Isınma ihtiyacını karşılayan ana unsur mutfak kısmındaki ocaktır. Ocağın üzerinde tavan kirişine sabitlenmiş bir zincir yer alır. Pişirme işlemi madeni kapların bu zincire tutturulması yoluyla ya da üçayak üzerinde gerçekleştirilir. Yemeğin de pişirildiği ocakta yakıt olarak ormandan taşınan ağaç kütükleri kullanılmıştır. Köy yaşamında tezek yapımı ve yakılması görülmemekte, hayvan dışkısı tarlalarda gübre olarak kullanılmaktadır. Tezekle ancak yükseklik nedeniyle ağacın yetişmediği yaylalarda karşılaşırız. Misafir odasının dışındaki odalarda ısınma için herhangi bir tasarım gerçekleştirilmemiştir. Misafir odalarında ise taş duvara açılmış nişli ocaklar, baca, bulunmaktadır. 40 lı yıllardan itibaren ısınma ve pişirme için pilita adı verilen kuzine kullanılmaya başlanmıştır. Gene aynı yıllardan itibaren ocaksız odaların küçük odun sobalarıyla ısıtılması görülmeye başlar. Pilita ve sobanın köye girişi gurbette elde edilen bilgi ile ilintilidir. Taş malzemenin ağırlıklı olarak kullanıldığı büyük konaklarda hemen her odada şömine tarzında bir ocak bulunmaktadır.

KONUTUN İÇ DONANIMI :

Geleneksel köy hayatında bugünkü manada mobilyaya yer yoktur. Oturmak için semli ve goc adı verilen arkalıksız ahşap iskemlelerle genellikle pencere önlerine ve ocağın yanına yerleştirilen yaklaşık bir metre yüksekliğe ve yarım metre genişliğe sahip olan sedir kullanılmıştır. Odalarda yatma ihtiyacı yaklaşık 30 cm. yüksekliğinde ve 1,5 m. genişliğinde ahşap kerevetlerle giderilmiştir. Ayrıca gene odalarda ahşaptan imal edilen beşikler bulunmaktadır. Yemek fındık ağacından imal edilen ayaklı sofralarda bakır sahanlarda tüketilir. Giysiler sandıklarda, yatak ve yorganlar ise duvardan bağımsız müsendere veya yüklük adı verilen dolaplarda muhafaza edilir. Mutfakla ilgili araç-gereçler mutfaktaki dolaplarda, kaşıklıkta ve terekte tutulur.

MALZEME :

Sık orman örtüsüne sahip olan bölgedeki konutların ana inşa malzemesi ahşaptır. Ancak taşın da mimaride azımsanmayacak bir önemi bulunmaktadır. Bütün evlerin zemin katları, ıslaklık ve nemden dolayı taştan inşa edilmiştir. Ayrıca evlerin eğimli araziye yaslanan duvarlarında da taş malzeme uygulanmıştır.. Bazı evler ise taş veya tuğla dolma tekniğiyle inşa edilmiştir. Birkaç örnek ise tümüyle kesme taştır. Yapılarda kullanılan taş malzeme dere yataklarından elde edilerek basitçe işlenip kullanılmıştır. Konaklarda ise özenli bir taş işçiliği sözkonusudur. Köyde kullanılan taş, kirli beyaz görünüme sahip kireç taşıdır. Taşın bu çevrede yaygın bir malzeme olarak kullanılmasının nedeni Rusya da sürdürülen gurbet hayatının maddi ve kültürel olarak insanları geliştirip teşvik etmesidir[xiv]. Taş işçiliğini, kendisini Doğu Karadeniz in bu bölgesinde de hissettiren Ermeni kültürü ile de açıklamak mümkündür.

Kestane, ardıç, karağaç, çam, felamur (ıhlamur) ve kumar ağacı mimaride uygulanan en yaygın ağaç türleridir. Ancak tercih edilen ağaç türü kestanedir. Doğu Karadeniz bölgesinde kestane ağacının her zaman diğer ağaçlara tercih edilmesinin en önemli nedenleri sert olması, kolay kolay yanmaması, neme ve çürümeye karşı dayanıklı olması ve kurt işlememesidir[xv]. Ahşap malzeme boyanmadan doğal rengi ile muhafaza edilmiştir. Ahşap zamanla kararmakta ve evlere ilginç bir görünüm kazandırmaktadır. Kumar ağacı hatılları birbirine kenetleyen ağaç çivilerin yapımında kullanılır. Suya ve neme maruz kalınca kolaylıkla çürüyebilen çam ve ıhlamur daha çok iç aksamda, darabalarda, taban ve tavan döşemesinde kullanılır. Bu ağaçların kerestesi kestaneye göre daha kolay elde edilebilen ve işlenebilen malzemelerdir. İnşaatlarda kullanılan ağaçlar özellikle sonbaharda kesilir. Bunun nedeni bu mevsimde ağaçların yapraklarını dökmüş, gövdesinin suyunun çekilmiş olması dolayısıyla fazla su içermemesidir.

Yerli, oluklu, veya alaturka olarak tabir edilen kiremit bölgeye 50 li yıllarda hardumanın yasaklanmasıyla birlikte girmiştir. Yerel üretim hiçbir zaman gerçekleştirilmemiş, tuğla gibi kiremidin de dışarıdan (Borçka) teminine gidilmiştir.

TEKNİK :

Köyde bulunan konutları teknik açıdan üçe ayırmak mümkündür.

1- Zemin katı taş, diğer katları ahşap yığma tekniğiyle inşa edilen konutlar. Bu teknikte ahşap hatılların köşelerinde açılan ve boğaz adı verilen kertikler vasıtasıyla birbiri üzerine bindirilmesiyle duvarlar oluşturulur. En yaygın olarak uygulanan ve bölgenin karakteristiğini teşkil eden teknik budur. Diğer teknikler daha çok dışardan getirilen ustalarca tatbik edilmiştir.

2- Tümüyle kesme taştan inşa edilen konak tipi konutlar (Şahinlerin Konak, Ağanaların Konak).

3- Ahşap çatkının arasının taş veya tuğla ile doldurulduğu dolma tekniğindeki konutlar. (Bekarların Evi, Memişlerin Evi, Yeğenoğullarının Evi) Bu yapılarda yatay, dikey ve bazen de çapraz ahşap elemanlar demirci imali büyük çiviler yardımıyla birbirine sağlamca tutturulur ve bu ahşap çatkının arası taş ya da tuğla ile doldurulur. Oluşturulan dış duvarlar içerden ahşapla kaplanır.

İNŞAATIN SAFHALARI :

İnşaat süreci ihtiyaç sahibinin bir usta ile konuşması ve anlaşması ile başlar. Ev sahibi nasıl bir ev istediğini, büyüklüğünü, oda sayısını vs. ustaya anlatır, yövmiye tespit edilir. Daha sonra usta ile hane sahibi birlikte evin yapılacağı araziye gider, konuşulanlar doğrultusunda evin planı usta tarafından tasarlanır. Evin yeri seçilirken tarlaya yakın olması ve kopuk yani heyelan olmayan bir arazi üzerinde olmasına dikkat gösterilir. Ev yapılabilecek uygun arazi ocaklık olarak nitelendirilir.

İnşaat başlamadan önce gerekli malzeme inşaat alanına taşınır. Malzemenin kesimine ve taşınmasına yapı ustası karışmaz. Ana malzemeyi teşkil eden ahşabın kesimi ve kereste haline getirilmesi hızarcılar tarafından gerçekleştirilir; inşaat alanına taşınması ise meci (imece) usulü ile yürütülür. Güzün ağaçların suyunun çekildiğine inanıldığı için kesim genellikle bu mevsimde yapılır. Ormanda kesilen, kabuklarından ve budaklarından ayrılan ve dört köşe haline getirilen ağaç kütükleri bıçkı ile kereste haline getirilir. Yünden yapılan çilpi (çırpı) ipi, kırmızı topraktan elde edilen çırpı boyasına bulanır, tomruğun iki ucundan gerilir. Hızarcılardan biri ipin ortasından çekip bırakır, ağaca hızlıca değen ip üzerindeki boyayı yüzeye bırakır. Bu işlem ağacın kalınlığına göre birkaç defa tekrar edilir. Daha sonra iskele adı da verilen tezgaha alınan ağaç kütükleri hızarla dikdörtgen kesitli elemanlar haline getirilir. Evin yapımında kullanılacak kereste ahşabın dayanımını arttırabilmek amacıyla hemen kullanılmaz. Düzgün bir şekilde üst üste yığılan ahşabın toprakla irtibatını kesebilmek amacıyla altı taşla beslenir. Üstü de harduma veya kiremitle örtülür. Bu şekilde bir yıl kadar bekletilen kerestenin özsuyu çekilir ve kullanıma hazır hale gelir. İnşaat genellikle yağışın azaldığı ve havanın düzeldiği sıcak aylarda gerçekleştirilir ve yaklaşık olarak bir ila iki ay sürer.

Kereste haline getirilen ahşap malzeme meciye katılanlar tarafından omuzlanarak taşınır. İnşaat alanına işlenmeden getirilen tomruklarsa kendir iplerle bağlanarak çekilir.

Ağaçların inşaat alanına taşınmasından sonra inşaatta kullanılacak olan taş malzeme dere yataklarından toplanarak sepetlerle alana getirilir.

İnşaat sırasında evin ilk önce temeli kazılır. Temelin kazılması da ustanın gözetiminde meci usulü ile gerçekleştirilir. Önce usta kırnapla arsayı ölçüp taksim eder, bu taksimata göre kazıklar çakılır, kazıklar birbirine iple bağlanır.Temel çukuru sağlam toprağa veya kayalık zemine inilene kadar kazılır. Derinlik arazinin ve toprağın yapısına göre 1 2 m. arasında değişir. Bu işlem bittikten sonra dua edilir, kurban kesilir. Temele madeni para atıldığı da olur. Daha sonra taş ustaları temel duvarlarını örmeye başlar. Taşlar birbirine kireç kum harcı ile veya çamur harcı ile bağlanır. Duvarların dik olarak yükselip yükselmediği sık sık şakülle kontrol edilir. Temelin oluşturulmasından sonra temel duvarları 2 m. kadar daha yükseltilerek ahır olarak kullanılacak bodrum kat oluşturulur, böylece yapı teraziye alınır. Ayrıca evin arazinin meyilli kısmına karşı gelen cephesindeki kalkan duvarlar da taşla örülür. Duvar kalınlığı yaklaşık yarım metredir. Taş duvarların bitirilmesinden sonra taş duvarların üzerine kervan adı verilen dikdörtgen kesitli kalın hatıllar atılır. Bu hatıllar birbirlerine geçme tekniğiyle bağlanır. Bunun üzerine zemin katla birinci kat arasında yer alacak olan taban döşemesinin taşınması amacıyla yaklaşık 30-35 cm. çapında yuvarlak kesitli tökme veya ahır bağı adı verilen kirişler atılır. Her ahır bölmesi için bir tane kiriş atılması yeterli olmaktadır. Çünkü asıl taşıyıcı unsur taş duvarlardır. Ahır bağı atıldıktan sonra ahırın tavan kaplaması yapılır. Norç adı verilen bu kaplama yuvarlak kesitli küçük ağaç gövdelerinin yan yana çakılmasıyla oluşturulur. Norçu oluşturan ağaçların aralarında kalan boşluğu kapatmak amacıyla önce çim sıkıştırılır, daha sonra üzeri toprakla kapatılıp sıkıştırılır. Bu kaplamaya kunç adı verilir. Kunç mükemmele yakın izolasyon sağlayan bir kaplamadır. Bu sayede ahırdaki ısı, ortamda muhafaza edilebilir. Ayrıca bu ısının ve ahırda oluşan pis kokunun üst kata ulaşması da engellenir. Bu amaçla norç ile evin ahşap taban döşemesi arasında 20cm. kadar boşluk bırakılmış, bir hava yastığı oluşturulmuştur. Deformasyonu önlemek için iki kat arasında ağaç takozlar yerleştirilmiştir. Zemin katın tamamlanmasından sonra birinci katın içi ve dış duvarlarının inşasına geçilir. Daraba adı verilen bu duvarların yüksekliği yaklaşık olarak 2, 5 3 m. arasındadır. Kullanılan kerestelerin kalınlığı 3 – 5 cm. arasında değişmektedir. Duvarlar ahşap hatılların köşelerinde açılan ve boğaz adı verilen kertikler vasıtasıyla birbiri üzerine bindirilmesiyle oluşturulur. Hatılları birbirine kenetlemek için köşelerdeki geçmelerin yanısıra kumar ağacından ağaç çiviler de kullanılır. Köşelerdeki kertikleri malzemeyi israf etmeden doğru biçimde yapabilmek maharet ister. Usta kalemle boğaz açılacak yeri işaretler; balta, iğ demiri ve ağaç tokmakla kerter. Hatıllar yerine yerleştirilmeden önce boğazın çalışıp çalışmadığı kontrol edilir. Bu kontrolden sonra hatıl yerine yerleştirilir. En ufak bir hata duvarın dikliğini dolayısıyla strüktürü bozar. Dikliği sağlamak için kullanılan şakül veya terazi her aşamada ustanın yanındadır. Birinci katın tamamlanmasından sonra çatı katını ve çatıyı taşıyacak olan kirişler atılır. Bu kirişlere kamara adı verilmektedir. Evin boyuna göre uzunluğu değişen kamaralar 1 , 1,5 m. ara ile atılır ve yaklaşık 15×15 cm. boyutlarındadır.

Kirişlerin atılmasından sonra diyani adı verilen çatı katı inşa edilir. Bu katın yüksekliği yaklaşık bir insanın ayakta durabileceği kadardır. Diyani bitirilince çatıyı ayakta tutan konstrüksiyon kurulur. Bu konstrüksiyonun temel unsuru ortaya yerleştirilen kalın bir direktir. Çatının dik durmasını sağlayan bu direk çatı direği olarak yada evin direği olarak adlandırılır. Ortada yer alan bu direğe destek olan çapraz elemanlara ise çatı bağı yada makas adı verilmektedir. Direk ve makasların üzerine omuz adı verilen mahya ve sırt tahtaları yerleştirilir. Bu ögeler birbirine dikdörtgen kesitli demirci imali mıhlarla bağlanmıştır. Taşıyıcı konstrüksiyon oluşturulduktan sonra mahyadan dış duvarlara doğru uzanan mertekler atılır. Mertek aralığı 50 ile 70 cm. arasında değişir ve yaklaşık olarak 5×10 cm. ebadındadır. Merteklerle geniş saçakları destekleyen sarıbağ [xvi] tahtaları birbirine kenetlenir. En son olarak sürme adı verilen ve kiremitleri taşımakla görevli olan kiremit altı tahtalarının döşenmesin geçilir. Bu ince çıtalar da yerine çakılınca çatı konstrüksiyonu tamamlanmış olur ve kiremitlerin döşenmesine geçilir.

Çatıya kiremitlerin yerleştirilmesi işlemi de meci ile yapılır. Çatının kapatılması için çatı altına almak deyimi kullanılır. Çatıda kullanılan alaturka tarzdaki kiremit Borçka dan temin edilmiştir. Kiremitten önce kullanılan harduma ise yerel üretimdir. Harduma Anadolu nun diğer bölgelerinde bedavra olarak tanınmaktadır. Genellikle çam veya kestane ağacından bazen de gürgen ağacından elde edilir. Yapımı şu şekildedir: Ormandan hardumaya uygun olacağı düşünülen bir ağaç seçilir ve balta ile bir parça koparılarak yarılır. Eğer harduma olmaya uygunsa ağaç kesilir. İnşaat alanına getirilir. Yalnızca balta kullanılarak boyu yaklaşık 1 m., eni 2-3 cm. ve kalınlığı 4-5 mm. olan harduma tahtaları hazırlanır. Bu elemanlara düz harduma adı verilir. Çatı pahlarının eklenti yerlerine konulan parçalara ise oluk harduma adı verilir. Oluk harduma ahşabın içinin oyulmasıyla elde edilir. Harduma çatının üzerine bindirmeli olarak yerleştirilir, rüzgarda uçmaması üzerine için taş konur. Çatının üzeri örtüldükten sonra evin taban ve tavan döşemeleri, kapılar, pencereler ve dolaplar yapılır. Artık ev tamamlanmıştır.

Not: M.Davulcu’ dan yararlanılmıştır.

100_0088_26