4-FIRTINA VADİSİNE YOLCULUK

FIRTINA VADİSİNE NASIL GELECEKSİNİZ

İstanbul’dan , İzmir’den , Ankara’dan veya ülkenin diğer her hangi bir
şehrinden ya da Dünyanın her hangi bir ülkesinden yola çıktınız ve sitemizde gördüğünüz kısıtlı resimlerin (Resimler albümümüzü geliştireceğiz . Çünkü sizin gördükleriniz güzelliklerin bizde ancak yüzde birleri var.)olduğu vadiyi görmek istiyorsunuz .İyi de bu vadiye nasıl gideceğinizi biliyor musunuz . Biz size nasıl gideceğinizi tanımlayacağız . Sizi vadinin güzelliklerine adım adım taşıyacağız .Siz bize güvenin ve bizi eleştirmeye başlayın .firtinagenel_238

Nerden yola çıkarsanız çıkın yolunuzu mutlaka bir noktada Karadeniz kesecek ve size sahil boyu beni izleyin diyecek tir . Sizde uyup Karadeniz’in büyülü güzelliğine kendinizi mavinin ve yeşilin kollarına bırakıp büyük bir iç erinciyle Karadeniz sahilindeki yolculuğunuza devam edeceksiniz . Hava açık ve deniz dalgasız ise gözünüzü denizden ayirmayin . Yunusların misafirlere karşı yaptıkları gösterileri kaçıra bilirsiniz . Denizde , Temel reislerin takalarının arasında , gösteri yapan yunuslardan fırsat bulup gözünüzü dağa doğru çevirirseniz , sizi vadinin her ton yeşilinin selamladığını görürsünüz . Hemen sahilden ; yolun bir metre kanarından başlayan böğürtlen dikenleri , çay veya fındık tarlaları daha sonra aralarına kestane ağaçlarını , gürgen ve orman güllerini(komar) alarak al benilerini çoğaltırlar . Siz bu gizemli yolculuğunuza ; Karadeniz’in , her koyunda farklı bir huy gösteren dalgalarını seyrederek Pazar’a doğru yol almaya devam edersiniz . Yol boyunca ; solunuzda deniz , sağınızda dik yamaçlar üstünde kurulu dağınık evleriyle Karadeniz köyleri size bakıyor olacaktır . Ancak burada bizim de şöförlük yapanlara küçük bir uyarımız olacaktır . Şoförler güzelliklere fazla dalmamalı zira yollar oldukça virajlı ve virajlar da oldukça sıktır .

100_0012_2

Sahil yolu

Pazar’a gelene kadar gördüğünüz güzelliklerin büyüsüne , Pazar kız kulesi ayrı bir nostalji ekleyerek , yanıp sönen feneriyle sizi karşılar . Kız kulesimi , kız kalesimi tartışmalarına konu olan denizin ortasındaki yer için tarihçiler eski ve küçük bir sahil kalesi olduğunu söyler . Fırtına vadisinin gizemli ve bakir güzelliklerini görmek için sabırsızlanmaya başlamışsınızdır .
Sizi daha fazla bekletmeden vadimizin yolunu tutalım . Vadimize giden arabaların nereden hareket ettiklerini öğrenelim önce . Pazar dan kalkanlar , genellikle sabah saatlerinde hareket ediyorlar . ” Güneş ” marketin önünden yada Ardeşen minibüs duraklarının bulunduğu yerden vadimize günde bir , iki veya üç minibüs kalkmasına karşın yolcu durumuna göre bu sayı artabilir . Sabah kalkış saatlerini de tahmini olarak , size söyleyelim . Saat sekiz ve dokuz arasında kalkarlar . Bu arabalara bağlı değilsiniz . Eğer gurup olarak yolculuk ediyorsunuz ve de ekonominizi ona göre ayarlamış iseniz ; Özel olarak araba tutmanızda olanak dahilindedir .

kizkalesi

 

Kız kalesi(Kulesi)

Günün hangi saatinde olursa olsun arabalara binmiş ve vadimizin yolunu tutmuşsunuz . Pazar sahilini bozan sahil yolundan seyrederek , Bodosarı deresini geçiyorsunuz . Denize girmek gibi bir düşünceniz varsa sahil yolu projesini iyi bilmeniz gerekiyor . Zira bu proje ile denize girilebilecek kısıtlı kumsallarda ortadan kalkmaktadır . Ama bozulmamışsa eğer ; Hamidiye sahilinde denize girebilirsiniz . Ya da Fındıklı ya doğru devam edip , Ardeşeni geçtikten sonra var olan halkın plajlarında !! denize girebilirsiniz .Daha ileride Hopa belediyesinin yapmış olduğu belediye plajına kadar da gidip , Karadenizin güneşinden yararlanabilirsiniz . Sizin kafanızda bir an önce vadimizi görmek var . Hamidiye yi geçip , Yarbaşından Çamlıhemşin yoluna giriyorsunuz . Artık deniz rüzgarı arkanızdadır . Sizi Timisivat köyüne kadar takip etsede ; Kaçkarların rüzgarına bundan sonra boyun eğerek geri döner . Artık Fırtına deresi boyunca yolculuğunuz başlamıştır . Kulaklarınızda dağ rüzgarları uğulduyordur . Yol boyunca göreceğiniz ; Timisivat , Tolikçet v.s köylerinin ahşap evlerinin sıralı dizilişlerine ve diğer doğal güzellikler izlemenin keyfini yaşarken ; Dağlarının delik deşik edilişinin öyküsünü duyunca öfkeleneceksiniz . Zira bu öykü ; Sahil yolunun öyküsü olup , buraya denizden başka nelerin daha feda edildiğini göstermektedir . Sahilden , otuz kilometre gittikten sonra yol üstündeki “Çamlıhemşin’e hoş geldiniz” levhasını göreceksiniz .

100_0043_14 

 

Çamlıhemşin

Vadi içinde kurulu , sağlı sollu dizili az sayıdaki dükkan ve resmi binaların dışında , dinlenmeniz ve eğlenmeniz için hazırlanmış tesisleri göreceksiniz . Bu tesisleri Vadimize giden yol boyunca da görmeniz mümkündür . Özellikle alabalık tesisleri olarak adlandırılırlar . Çamlıhemşin’in irili ufaklı dükkanlarında yörenin özelliklerini taşıyan ve türistik özellikleri olan eşyaları görebilirsiniz . Sağlı , sollu dükkanların bitiminden sonra , iki derenin birleştiği noktaya gelirsiniz . Bu nokta Çamlıhemşinin dışında olmayıp şehir içinde olduğunu da görürsünüz . Bu iki dereden , soldan gelen Ayder deresi ; sağdan gelen ise , Fırtına deresinin ta kendisidir . Şimdi burada durup bir mola verelim ve Nasrettin Hocadan bir fıkra dinleyelim . Yorulduk değilmi ? Bu soluklanmamız kısa sürecek . Bir fıkralık . Tamam .
Hoca kendisini öldü saydırıp, köylülerin sırtında tabuttaki yolculuğunu sürdürürken iki yol ağzında yolu şaşıran köylülerin şaşkınlığını tabuttan rahatça dinler . Köylüler bunca tartışmadan sonra ölüye sormaya karar verirler . ” Hoca efendi sağdan mı gitsek , soldan mı “ derler . Rahatı iyi olan hoca evinin yolunu da düşünerek “ Sağdan gidin “der ve köylülerin şaşkınlığını giderir . Şaşkınlıktan ve yorgunluktan kurtulan köylüler yollarına devam ederler .

firtinagenel_220

Kaçkar dağlarında göller

Biz de biraz dinlendik herhalde . Ama biz hocanın yaptığını yapmayıp mesafesinin kısalığı ve alanının darlığı nedeniyle solda ki yoldan gideceğiz . O yol bizi önce “ Hala ” köyüne ,daha sonrada Ayder’e götürecek . İsterseniz çadır kurup dinlenebiliriz . Henüz çadır yeri parası alınmıyor vadimizde .

Heyyyyyy !Toparlanın gidiyoruz . Siz , bir yerde bu denli dinlenirseniz , biz bu yolculuğu aylar sürse de bitiremeyiz . O halde “yürüyelim arkadaşlar ,gümüş dere durmaz akar” Sağımızda ki ve solumuzda ki dağlardan akan gümüşümsü şelalelerin güzellikleri içinde yolunuza devam ederken sağa sola ayrılan şöse yolların nerelere , hangi yaylalara ve hangi güzelliklere doğru gittiğinin merakı için de bir ağaça çakılı yön tabelalrına rastlamanızda olasıdır . “ Kaçkar yaylalarına gider . “ Bu vadi üzerinde görülmesi gereken güzelliklerin başında binlerce çeşitle ifade edilen çiçeklerle , ağaçlarla bezenmiş ormanlarla korunan yaylalarının belli başlıları ; Avasör , Çakmacor , Kaçkar yaylalarıdır . Bu yaylalardan , Artvin’e geçmek olasıdır . Hala köyünün köprü ayağındaki kahvede oturanlara bir selam verecek olursanız , onların en çokta vadiye yapılmak istenen baraj konusundaki kaygılarını duyarsınız . Oradan ayrılıp Aydere doğru yol alırken ağaçlardaki “Kara kovanların “ ilaç “ olan balları hazırlamaları için oldukca yükseklere konduğunu görür ve kendi dudaklarımızı ısırırız .

firtina_vadisi_g149

 

Kara kovan
Dereler geçtiniz , şelalelerin cazibesine kapıldınız . Yoruldunuz . Yol boylarındaki tahta oluklardan bardaksız su içtiniz kana , kana . Hem de dudaklarınızın çatlayacak olmasına aldırmadan . Dağ kestanelerinin doyumsuz tadını yakalayabilmek için kestane gazellerinin arasında kestaneler aradınız .
Sadece vadimizin değil yöremizin de göz bebeği olan Aydere geldiniz .Kaplıca tesislerinde kalabilirsiniz . Yayla evlerinden restore edilerek oluşturulan pansiyonlar da da kalmanız mümkündür . Daha yukarı yaylalara gitmek istiyorsanız sizin yardımınıza katırcılar yetişir . Yükünüz ağır ise kiralarsınız bir katırcıyı oda sizin yüklerinizi taşıdığı gibi size kılavuzluk da eder. Karga cinsinden olmayan bir kılavuzluk ederler hemde . Oldukça doğal . Konuştukca şivelerinden bile zevk alırsınız . Kendi dil ve anlatış biçimleriyle ;burası Balakçor , burası kavron diye size yaylaları tanıtırlar .
Ayder deresi tarafında ki gezinizi ;Yaylaları görerek , kaplıcanın şifalı suyunda yıkanarak ve bol , bol da akan şellale resimlerinden ,renk , renk çiçeklerden rasimler alarak tamamladınız . Fırtına vadisinin büyük kısmına gitmek için geri dönmeniz gereksede siz ayaklarınıza güveniyorsanız ,yolculuğunuza dağdan dağa devam edebilirsiniz .firtina_vadisi_g122

Fırtına deresi

Ancak biz tekrar Çamlıhemşine inelim ve ordan devam edelim vadimizdeki yolculuğumuza . Vadimiz boyunca sayıları az da olsa pansiyonlar vardır . Eğer yorulduysanız oralarda da konaklayabilirsiniz . Çamlı hemşin e geldiniz . Sırt çantalarınızı kontrol etmeyi unutmayın . Bundan sonra tamamen doğa dasınız . O nedenle eksiklerinizi burada , Çamlı hemşin de giderebilirsiniz .Sırt çantanızda , Taşıyabileceğiniz büyüklükte bir balta
,veya daha küçük ama iş görür kesici bir alet , ateş yakmada kullanacağınız kibrit veya çakmak , birde ,dört beş metre ipiniz olursa başınız daraldığında kullanabilirsiniz . Şimdi rahatlıkla sağdan gidebiliriz . Ancak ben bıraz dinleneceğim . . .Hoşunuza gitmediğini biliyorum ama bu kadar kalabalığa laf anlatmakta kolay iş değilmiş yani .
Kolay iş değilmiş dedik diye korkmayın canım… Sizi yarı yolda bırakmak vadimizin misafir severliğine yakışmayacağı gibi , aldığımız sorumlulukları yerine getirmekten de kaçacak değiliz . O halde her şeyimiz hazır . Ayderden , Kavrona kadar gittiniz ve geri döndünüz . Bu geri dönüşü vasıtanızın olduğunu var sayarak yaptınız . Oysa siz Ayderden dağ yolu ile de vadi boyunca gideceğiniz yaylalara gidebilirsiniz . Nasıl mı .Ayderden ,Hazindağa geçersiniz . Oradan da palovit ,elevit ordan çata bile gitmeniz mümkün.Ancak yolları katır yolu olup yer yer de bozulmuş patikalardan oluşmaktadır
Biz yolculuğumuza devam edelim . Vije (viçe )ye dere yatağından gidiyorsunuz sizi karşı tepede üç konak selamlar . Tarihi özellikleri olan bu konakları görmek isterseniz asma köprüden geçerek yukarıya tırmanmanız gerekir . Konaklar gerçekten görülmeye değer . Zira zamanında oralardaki yaşam biçimi hakkında bilgi edinebileceğiniz bir kültür eseri olarak öylece durmaktadırlar . Dikkatinizi çeken başka şeyler olacaktır . Onlar da yarım bırakılmış inşaatlar olacaktır .Onların öykülerini de isterseniz yöre halkından dinleyebilirsiniz .

cicek4

Çiçekler

Ağaçların arasından bir görünüp bir yiten bembeyaz köpüklü fırtına deresinin büyüsü ile yolunuza devam ediyorsunuz . Muhteşemliğiyle sizi karşılayan ; Çinçiva daki bütün yapımcıların ve foto meraklılarının karesinde bulunan tarihi kemer köprü olacaktir . Ayrı bir zevktir köprünün üstüne çıkıp beyaz köpükleriyle akan Fırtına deresini seyrederken adrenaliniz in nasıl yükseldiğini fark edeceksiniz .
Köprü ayağında ki kahvelerde bir çay içeceksiniz . Derenin sesi ve temiz hava uykunuzu getirecek , aldırmayın siz yolunuza devam edin . Dereden ayrılmayın . Ama siz ayrılmasanız da yol sizi bir süre dereden ayıracak . Yöre insaninin en çok korktuğu rampadasınız. Zilkale ye doğru tırmanışa geçtiniz. Artık Çam ormanları sizi iyice sarmiş durumdadır . Mezmunun suyundan yaylaya gidenlerin yaptığı gibi , bir su içimlik mola verebilirsiniz . Suyunuzu içip yokuş çıkmanın yorgunluğunu üstünüzden atmak için ; sağınıza ve solunuza bakarken geldiğiniz yolların büyük bölümü ayaklarınızın altına serildiğini , oralara kuş bakışı baktığınızı fark edeceksiniz . Yada hemen karşınıza bakmak için durunca , Yöremizin tipik köy evlerinin dizilişini ve ahşp halleriyle mağrur duruşlarını göreceksiniz . Yarın başında durup , aşağı ya doğru bakınca ; aşağıdaki Kavzoğlunun hanını göreceksiniz . Karşıda gördüğünüz ormanlarda , vadi insanlarının av diye nitelediği bil umum yaban hayvanlarının varlığını bildiğiniz halde onları ancak dürbünlerinizle rastlaştırabilirseniz görme şansınız vardır . Mezmunden sonra ki yolculuğumuza devam etmeden önce , Oradaki pınarın başında bir şeyler atıştırmak iyi gelir . Vadimizin havası iştah açtığı için yemeği fazla kaçırmamaya dikkat etmelisiniz . Kulaklarınız bir süre tamda bu noktada sağırlaşacaktır şaşırmayın ve de paniklemeyin .Artık basınç farkı büyümeye başlamıştır . Epey yüksektesinizcicek1

Hele bir bakalım geriye. Nereleri geçtik, neleri gördük vadimiz boyunca, ne dersiniz. Pazardan ayrılıp, Hamidiye den sonra Çamlıhemşin tabelasını görüp o yöne doğru gitmeye başladınız. Belli bir km de Çamlıhemşine ulaştınız. Ordan sol taraftan gelen dere boyu devam ettiniz. Kaçkaryaylaları, Ayder, Kavron’u gördünüz. Ordan ne Artvine, Ne de Elevit’e gittiniz. Geri dönüp vadi boyu gitmeyi istediniz. Viçeyi gördunuz. Çuşuvayı geçip, Çinçivayı gördünüz ve tarihi köprü üstünden dereye bakarak adrenalinizi yükselttiniz. Mollaveyis köprü ayağında bir çay içtiniz. Zilkalenin yokuşunu tırmanıp buraya kadar geldiniz ve şimdi Mezmun’un suyunu içip dürbününüzle veya çıplak gözlerinizle sağı solu temaşe ediyorsunuz. İyi de çok fazla beklemeyin. Zira sizi bekleyen güzellikler var.
Mezmun’un suyunu içtiniz, daha bir dinç,daha bir dinginsiniz artık. Zilkale ye doğru gidiyorsunuz. Vadi insanlarının “zilkale aykırlığı”dediği yerlerdesiniz.Dikkatinizi ahlatlar çekiyor.Kocaman gövdeleriyle yaban armutları. Kocaman gövdelerinden utanmayıp dallarında küçücük armutlar barındırıyorlar. Böylece siz vadimizdeki ilk yabani meyveyi görüyorsunuz. Gerçi aşağılarda kestaneleri görmüştünüz ya. Armutlardan ister koparın,isterseniz koparmayın. Kopardınız mı diye kimse sizden hesap sormaz. Zil kaleyi görecek noktadasınız. Tam karşınızda duruyor gibi görünse de, iki dağ göbeği daha aşacaksınız. Zil kale ırmağına gelmeden dikkatinizi,Kökü kazılmış kocaman bir gürgen ağacı çekecek. Merak edeceksiniz. Size oradan gömü çıkarıldığının öyküsü anlatılacak. Öykü şu : Yıllardan beri süre gelen bir inanç sonucu vadi insanı her gelip geçerken, O ağacın altında yatmakta olan şehide el açıp dua ederdi. Ondan şefaat beklerdi. Aynı vadi insanları, şehidi bildikleri gibi şöyle bir söylentiyi de bilirdi. Zil kalenin, karşısının, karşısının, karşısında bir yerde bir gömü vardır. Nitekim yıllar sonra; vadi insanları şefaat kapısına koştuklarında gözlerine inanamazlar. O da ne. Şehit uçmuşşşşş. Eveeeet. Şehit denen mezar meğer bir gömüymüş ve de; Zilkalenin karşısının, karşısının, karşısındaymış. Tamda bizim şehidin yerine rastlayan bu yerden söylentilere göre bol miktarda altın ve birde Meryem ana büstü çıkmış. Bulanlar ise Yunanistan’dan gelen Rumlar ve onlara yardım eden Mezmunlu bir köylüymüş. O köylü şimdi zengin şehirli olmuş. Anlatılan öykü bu. Bu konu pek yolculukla alakalı değil. Sordunuz öğrendiniz. Zilkale ırmağını geçtikten sonra, zilkale aykırlıklarındaki son tırmanışınızı yapıp, Zilkalenin yanına vardınız. Restore edilmeye çalışılmış, sağı solu hasbel kader temizlenmiş ve “ restore edildi “ raporu alınarak milyarlar kazanılmış Zilkale nin üstüne yapıştırılan tabeladan künyesini okudunuz. Her yokuşun bir inişi mutlaka vardır. Sizde zilkale yokuşlarını bitirip, inişe geçtiniz. Ağaç tünellerinin içinden yürüyorsunuz. Aşağıda Fırtına deresinin çağlayan sesi size eşlik ediyor. Yukarıda binbir çeşit kuş sesi. Bu okestranın şefi belli değil. Herkes çalgıcı, herkes okuyucu bu vahşı doğada. Dinleyicilerde bir iç erinç. Şaşırıyorsunuz alışık olmadığınız bu sesler karşısında. Bazen bir kuş çığlığının sizi nasıl korkuttuğuna tanık oluyorsunuz. Sanki kocaman bir yaban hayvanı kükrüyor. Oysa bir öksürüğünüzle dalları yırtarak kaçan bir kuş olduğunu fark ediyorsunuz.
Orman tüneli, Amokta köprüsünde bitiyor. Artık biraz düz yürümeniz gerekiyor. Çıkacağınız yokuşlar tatlı rampa denen cinsten. Fazla yormaz insanı. Düz bir şekilde yol alırken derenin kenarındaki nemli yeşilin dayanılmazlığını göreceksiniz. Otlar arasında türlü çeşit çekirgelerin kendi aralarında ki dostane sohbetlerini dinleyerek vadimizin başka bir güzelliğine doğru yol alıyorsunuz. Rakım binbeşyüzlere yaklaşıyor. Bitki örtüsü daha da zenginleşmeye başladı. Şimşirliklere yaklaşıyorsunuz. Odun sanatının ağacı şimşir. Kaşık ve tulumun navının ağacı. Ve bil umum sanatsal yapıtın ağacı şimşir. Sert, kavi, dayanıklı ve kolay işlenen bir ağaç. Sadece Fırtına vadisine özgü. Dünyada çeşitleri olduğu biliniyor, ancak ülkemizde tek.
Goluna aykırılıkların geldiniz ve eski katırcı yolunun genişletilerek şoseye dönüştürülen yoldan gidiyorsunuz. Önünüzde sağlı sollu duran iki han var. Nostaljik yapılarını koruyorlar. Avlusunda sadece at ve ahır kokuları yok artık. Zilkale den beri yürüyorsunuz. Yaklaşık iki saatlik yol geldiniz. Bu hanlarda dinlenebilirsiniz. Akşam üstü ya da sabah erkenden yakalanan alabalıklardan bir tava ısmarlayabilirsiniz. Bu balık olayı her zaman olmaya bilir ancak her zaman muhlama yiyebilirsiniz. Yağından korkmayın. Az ileride “Çifte puğarlar”var ve yolunuz uzun. Yediğiniz yağdan zerre kalmaz vücudunuzda. Şimdi İspiroğlunun tahta kerevetlerinde oturup bir dinlenelim hele. Epey yorulduk ve yolumuz daha uzun. Dinlenin Dışarıda akn çeşmenin tahta oluğu artık sarı vana olmuşsada suyun tadında pek bir değişiklik yok. Suyumuzu içelim.dinlenelim haaa ne dersiniz……firtinaderesi7

“ Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar. “ Goluna hanlarında ki istirahat molanız sona ermiştir ve yolculuğunuz başlamıştır. Yep yeni bir bitki topluluğuyla karşılaşacaksınız. Şimşirlikler. Özel olarak korumaya alındığını görecek ve nedenlerini araştırma gereğini hissedeceksiniz. Kaçkarların milli park ilan edildiğini öğrenmiştiniz, ancak bu şimşirlik ormanının bu vadiye özgü ağaç kümesi olduğunu öğreneceksiniz. Tellerden ormana sarkarsanız,ormanın içinde yarı yanmış kütükleri ve yıllar öncesinden kalmış külleri görebilirsiniz. Bu küllerin ve yarı yanmış kütüğün öykülerini dinleyeceksiniz. Eskiden insanlarımızın bu yolları yaya olarak gittikleri için, nerde akşam orda sabah ederlerdi. Genelliklede bu bölgede akşam olurdu ve insanlarımız buralarda “düşüm” yaparlardı. Bu daha çok yayla göçleri zamanında olurdu. Burada ilginç olanın, onlarca yıla rağmen yarı yanmış kütüklerin hala dün söndürülmüş.gibi durmasıdır.Anlaşılacağı gibi nem oranı iyice düşmektedir. Az daha ileride, “ Çalağanın Çift puğarı”nı göreceksiniz. Size bir öykü anlatacaklar bu puğarlarla ilgili. Tahta oluğunun kim tarafından yapıldığı bilinmeyen bu puğar(Pınar) dan lokman hekimin su içtiğini anlatacaklar.(Söz konusu tahta oluk bu gün kırıldığını ve yerine yenisinin konduğunu öğrendik. Üzüldük. Bir tarih gibi duruyordu oysa orada. ) Öykü şu; Vadinin o zamanki beylerinden ya da ağalarından biri hastalanır. Lokman hekim bulunur. Hastanın yanına yetiştirilmek için at sırtında yolculuk başlar. Yorgun argın Çifte Puğarın yanında mola veren ekip, Puğardan su içer ve dinlenmeye başlar. Dinlenme sırasında ki sohbette, Lokman Hekim sorar: “Bu pınardan başka var mı?” Köylüler; “Bundan daha soğuk, daha güzel içmelerimiz vardır” dediklerinde, Lokman Hekim; “O halde hastanıza bol, bol bu sulardan içirin. En iyi hekim bu sulardır.” Der.(Bazıları bu öykünün geçtiği yeri, Döner Göl’un puğarı olduğunu söyler.)ve oradan geri döner.
Öykümüzü dinledik. Vadi boyu yolculuğumuz devam etmektedir. Bitki ortüsü iyiden iyiye değişmiş,iğne yapraklı ağaçlar hakimiyetini tamamen sağlamıştır. Siz, Şimşir ormanının nemli ve oldukça koyu yeşilinin arasından, gün ortasında bile havanın karardığını hissederseniz, kafanızı takmayın zira ağaçlar size gölge etmektedir. Hafif tırmanışla yolunuza devam ediyorsunuz. Kartpostallarda bolca rastladığınız Meydan köyünün mezralarını göreceksiniz. Burada birden havanın aydınlandığını da fark edeceksiniz. Orman yüksekte kalmış, geniş çayırlıkların ortasındasınız. Artık çiçeklerinde çeşitleriyle tanışmaya başlıyorsunuz. Yol boylarında ki, asırlık çeviz ağaçlarından, çeviz taşlamayı yada silkelemeyi ihmal etmeyin. Ancak taze ceviz den fazla yememek gerek. Taze Ceviz adamı “tutar” mış Ormanın ve çam ağaçlarının ne olduğunu merak edip başınızı kaldırıp sağ tarafınızdan yukarı doğru bakarsanız, resimlerde gördüğünüz ahşap yapılarıyla Meydan köyünün dizili evlerini ormandan önce görürsunuz.
Açık alanda çayır, çimenlik yoldan giderken Fırtına nın akışı dikkatinizi çekecektir. Zira, buralarda uyku halinde akmaktadır. Duru bir su gibi. Sadece birkaç yüz metre uyuyan Fırtına kat ettiği yolların hatırına haklı olarak uyumaktadır. Kara Reşit rampasından yukarı çıkarken aşağıdan derenin çığlıklarını duyarsınız. Derenin sesiyle birlikte kuş sesleri de değişmiş zenginleşmiştir. Kara Reşit rampasını bitirip, bir kez daha düzlüğe çıkacaksınız. Karşınıza bir tesis çıkacak.Ve düzlüğün başında sizi bir tabela karşılayacak. El yazısı eğreti bir tabela. “Well come Çat “ yazısını okuyacaksınız. Artık Çat düzündesiniz.Türkülerimizde; Hemşin deresinin akıp göl olduğu çat düzü. Dere kenarın da yapılmış bir kamelya vardır. Dinlenmeniz için yapılmıştır. Burası Bilal oğlunun Kahvesi.( Eski han.Restore edilmiş günümüzde dinlenme tesisi haline getirilmiş.) Burada dinleneceğiz. Size az gelse de, az yol yürümediniz. Bu dinlenme sırasında vadimizdeki yaban hayvanlarının nasıl avlandığının öyküsünü dinleye bilirsiniz. Ve bu öykülerden hareketle vadimizdeki hayvan türlerinin nasıl eksildiği konusunda bilgi sahibi olacaksınız.Biz bu öyküleri dinlemeyelim ve kendimizi dinlendirelim. Bundan sonra yolumuz artık hep rampa olacak. Önce Kale köyü tarafına gideceğiz. İyi dinlenelim. Göreceğimiz yerler ve güzelliklerini iyi özümlememiz gerekir. O halde herkes bir yer bulup, dinlenmek üzere otursun. Vadimizin görünmeye değer güzellikleri artmaktadır. Fırtına deresi artık şelalelerle yol almaya başlayacak. Şelaleleri göreceğiz. Derden yüzümüze vuran çiselerle serinleyeceğiz.
Bilal oğlunun hanından, ayrılıp Kale ve Üç Pare hemşine doğru yola çıkıyorsunuz.Son Kızılağaçlar sizi karaçam ormanlarına doğru uğurlamaktadır. Bundan sonra artık Kızıl ağaçları göremeyeceksiniz. Üzülmeyin. Sizi Cevizli köprünün ayağındaki Ceviz ağacı karşılayacaktır. Bilenler size cevizin yararlarını anlatırken; ceviz ağacından mobilyanın en güzelinin yapıldığını öğreneceksiniz. O kocaman ceviz ağacı eğer mobilya olmamışsa ve sizde mevsiminde gitmişseniz, altına düşen cevizlerden tadacak ve yörede ki cevizin tadına doyamayacaksınız. Şöse yoldan ilerlediğiniz için, patikaların duvarlarını göreceksiniz. Yanınızda yöreyi bilen biri varsa eğer size patikaların öykülerini anlatacaklar. Oralarda gördüğünüz demirci cürüfleri sizi araştırmaya itecek belkjide. Aldırmayın. Nalbantların kervanlara nal yaptığı ocaklardan arda kalanlardır onlar. Siz patikaların öyküsüne kulak verin. Sulu mağara denen mevkiden ormanın içine doğru dikleşen patikada katırcıların çektiği çileyi öğrenecek, zamane insanlarının doğayla mücadelesinde nasıl galip geldiklerini kavrayacaksınız. Katırların ve atların kuyruklarından asılırken tay alıp düşmesinler diye verdiği komutlarla atlarına yön verişleri, asırlık çam ormanlarının kulaklarında çınlamaktadır. Sulu Mağaradan yukarı doğru tırmanan yolla giderken, Çoban armağanı toplayan vadi insanlarına rastlamanız da olasıdır.
Şimdiye değin söz etmediğimiz bir bilgiyi verelim size. Çamsakızı, çoban armağanından. Güneşli havaların artmasıyla birlikte çamlardan akan reçineler, kategorilerine ayrılırlar. Henüz erimeyenlerine ve kabuk arasında bulunanlarına, “Karsüt” denir. Biraz eriyip kabuğu yırtanlarına “Bebuk”, gövdeden akanlarına ise “Meme” denir. En iyisi olmasına karşın en zor çiğneneni de bu akan sakızlardır. Yörede gaz giderici özelliği olduğu söylenen çam sakızının çiğnenmesi ayrı bir zevk olduğu gibi özellikle mide sorunu olanlar tarafından aranan bir maddedir. Ticari değeride oldukça pahalı bir ‘armağan’dır.
Sulu mağara yi geçtiniz. Elmaoluğunun şelalesi sizi büyüleyecektir. Yazın şelale olarak insanı büyüleyen bu mevki kışın da iki dağı birleştiren çiğ ile gözleri korkutmaktadır.Ancak çiğ in budadığı vadi de ki, taze yeşil ve vadisindeki şelaleden resim almak için hemen makinelerinize sarılacağınızı biliyorum. Yöre insanından, yanınızda biri varsa, o zaten başından sizi uyarmış olacağından makineleriniz hazırdır. Basın deklanşör lere. Sitede gördüğünüz resimler ne ki. Daha güzellerini siz çekeceksiniz.
Elma oluğun dan ayrılıp; O güzelim fırtına deresinin çağlayışına kuşların eşlik etmesiyle oluşan ses çümbüşü arasından gidiyorsunuz artık. Döner göle geldiniz. Tahta oluktan suyunuzu içip yola devam ediyorsunuz. Zoçura geldiniz. Birkaç tane mezar var orda. Öykülerini öğreniyorsunuz. Eğer patikadan gelseydiniz; size bok yiyen halanın ağacı diye bilinen ağacıda gösterecekti yanınızdaki vadi insanı.Ama şöse ile geldiğiniz için sadece öyküsünü dinleyeceksiniz. Yar üstünde bir ağacın üstüne çıkıp;Hayvanlarına yaprak kırmaya çalışırken görülen ihtiyar kadına ordan geçenler”halaaa. Bok yiyen hala ne işin var orda düşeceksin” deyip ordan inmesi konusunda uyarmışlar. Ancak, hala uyarıya kulak asmayıp işine devam etmiş. Ne varki korkulan olmuş, ve hala, ağaçtan düşüp ölmüş. Öldüğü yerden ancak zoçura kadar taşıyabilmiş komşuları ve orada gömmüşler garibi. Zoçur köprüsünü geçip yola devam ediyorsunuz. Patikadan giderseniz, köprüyü geçmenize gerek yok. Zoçurun yokuşundan yukarı doğru tırmanıp ormanın ortasından giderek, Kuru kopa inersiniz. Yaban fındıklarının oluşturduğu ormanın içinden yürüyerek, Şebeğe gelirsiniz. Şebekteki kemer köprünün tarihini merak edebilirsiniz. Kale köyündeki kaleyle yaşıt olduğu söylenmektedir. Şebeğin düzünde mola verelim. Artık arabalar bile avans istediği noktalara geliyoruz. Bu molada yol boylarında gördüğümüz yarı yanmış kütüklerin öykülerini dinleyelim.
Geçmiş zaman insanları; Günler süren yayla yolculuklarında, hanlarda kalacak paralarını da düşünerek nerde akşam orda sabah yatarlardı. Kocaman bir kütük tutuştururlardı. İşte yol boylarında ki yarı yanmış kütükler buralardan kalmadır.
Oturup biraz dinlenelim Şebeğin düzünde. Yolculuğumuz devam edecek.

Oooooo,amada dinlenmişiz neredeyse yaylacılarla birlik olmuşuz. Fırtına deresini Fırtına dersi yapan iki derenin birleştiği bu noktadan, hangi yana bakarsanız bakın gözünüz doyumsuz bir zevkle çukurlarında büyüyecektir. Genç kız saçları gibi dalgalı ve düz çam ormanlarının son noktasındasınız.
Kalkın artık gidiyoruz. Şebeğin yokuşunu tirmanmaya başlayalım. Tarihi köy evlerinin yer yer gözünüze çarptığı köyün içinden geçerken yüzünüzü dereye doğru dönerseniz, derekenarındaki tarihi değirmen kalıntılarını görürsünüz. Eğer tarihe ve geçmiş insanların yaşam biçimlerine biraz merakınız var ise,olduğunuz yerde çakılıp kalır ve düşünmekten kendinizi alamazsınız. Solunuz da dere sağınızda şimdi bir kalıntı halindeki kaleyi görürsünüz. Yol sizi bir tepenin üstündeki kaleye taşımadan önce karşı daki yazlık köyü ayrımına taşıyacaktır. Bu arada size bıraz da Yazlık köyünden söz edelim. Bir dağ dibine ustaca kondurulmuş bu köyümüzde tarihi kalıntı olarak, kimine göre eski bir kilise kimine görede bir konak olduğu söylenen ve henüz duvarları yarım yamalak duran bir harabe gözünüze çarpacaktır. Köyün en üstünde,köyü denetleyen bir noktada duran bu harabenin kalıntılarından görkemli bir bina olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bilgilerden sonra biz yinede Kale ye doğru dönelim yüzümüzü ve devam edelim. Yıkılan duvarları acemice restore edilmeye çalışılsada vaz geçilmiş, yapısal özelliği bakımından küçük bir kale olduğu fark edilmektedir. Vadiye hakim bir noktada kurulu olan kale, vadideki üç, dört köyü mükkemel bir şekilde kontrol etmektedir. Çevresi ormanlarla kaplı olan bu kalenin içinde bulunduğu ormanda rivayet olsada; günümüzde gömü çıkarıldığı bile söylenen şehitlik vardır. Eskiden insanlar burayı ziyaret ederlerdi ancak günümüzde bu mezarlar kazıldığı için artık kimse sırrına mazar olamayacağını vede gelişen beyinler doğrultusunda ölülerden medet gelmeyeceğini anlamış olmalılarki ziyaret eden artık kalmamıştır. Bu arada sırası gelmişken, kalenin ve bu mezarların içinde bulunduğu ormanın yatır olduğunu söylemeliyim.
Buradan sonra kaçkarlara daha yakınsınız. Artık yol sizi yaylalara taşımaktadır. O denli orman içinde hala daha taşlara yapıştırılmış tezeklerin ormanı ve doğayı koruma sevdasındaki köylülerin duyarlılığının bir işareti olduğunun göstergesidir.
Bundan sonra kale köyünün yaylalarında gezinti yapacağız. Mesire yerlerini soğuk sularını ve maden sularını göreceğiz. Burada yaylacılarla bıraz sohbet molası verelim.