ÇAMLIHEMŞİN

ÇAMLIHEMŞİN

100_0043_14

TARİHİ VE COĞRAFİ YAPISI

tes2

Çamlıhemşin, Denizden 22 km.Rize’den 62,Trabzon Havaalanından 147 km.uzaklıktadır. Ardeşen İlçesinin girişinde denize dökülen Fırtına Deresi’nin batı yakasından güneye giden karayolu ile ulaşılır. Yüksekliği 3937 metre olan Kaçkar Dağı ve 3711 metre yüksekliğindeki Verçenik Dağı’nın eteklerinden sularını alan ve bölgenin güneyinden kuzeyine doğru akan Fırtına Deresinin iki ana kolu olan Hala ve Büyükdere Derelerinin birleştiği yerde kurulmuş olan Çamlıhemşin ilçe merkezi denizden 285m. yükseklikte,678km.karelik bir ilçedir İlçemizin, yüzölçümünün büyük bir bölümünü ormanlar kaplamaktadır. İlçe sınırları içerisinde yer alan Fırtınaderesi ve Vadisindeki endemikler sayesinde bölge SİT alanı ilan edilmiş, karadeniz bölgesinin en büyük doğal parklarından biri haline getirilmiştir.

Arazisi tamamen dağlık olan ilçemizin bir diğer özelliği de Kaçkar dağlarının en yüksek tepelerinin ilçe sınırları içerisinde yer almasıdır. Bu dağ yükseklikleri 2000-4000 metreyi bulmaktadır. Bu dağ silsileleri içinde 3900 metre yüksekliğe sahip Tatos ve Verçenek en yüksek noktalar olarak kabul edilmektedir. Bu yüksek dağların yanında yükseklikleri 2500-3500 m arasında değişen bir çok dağ ve tepe mevcuttur. Bunlardan biri de Cimil dağıdır. Cimil dağının yüksekliği 3300 m olarak kabul edilmektedir.

cicek17

Çamlıhemşin in bu dağ tepelerinde; kimine göre volkanık, kimine göre ise buzul gölleri mevcuttur. Bu göllerden irili ufaklı çok sayıda olmasına karşın, En büyükleri olarak, (Büyük Deniz Gölü, Meterez Gölü, Yıldız Gölü, Dönen Gölü, Serincef Gölü ve Kara Göl bunlardan bazılarıdır.)

Arazinin meyilli olması nedeni ile ilçemizdeki akarsular 70 Km.lik bir uzaklıktan 3000 m. Rakımdan 0(Sıfır) rakıma düşmektedir. İlçe merkezinden geçen Fırtına Deresinden dolayı da Fırtına Vadisi olarak anılır.

firtinagenel_238

Pazar, Ardeşen, Çayeli, Hemşin, İspir, İkizdere ve Yusufeli ilçeleri ile sınırları olan Çamlıhemşin’in eski adı “VİJEALTI” dır. Cumhuriyetin ilanından önce 1922 yılında karakol merkezi oluşturuldu. 1953 ‘de ise Ardeşen ilçe olunca, Vijealtı “ÇAMLICA” adı ile bu ilçeye bağlandı. 1954’de bucak binası yapıldı. 1955’de belediye kuruldu. 27.06.1957’de yürürlüğe giren 7033 Sayılı Kanun ile Çamlıhemşin adını alarak İlçe haline getirildi. İlçenin kuruluşu 1960’larda tamamlandı. Çamlıhemşin, son yılların ekonomik koşullarına göre en fazla göç veren ilçelerinden olduğundan nüfusu en tenha ilçemizdir. Yazları turistik amaçlı ve gurbetçilerin dönüşü nedeniyle nüfusunda önemli bir artış olsa da bu kalıcı olmayıp geçici bir yoğunlaşmadır.

 firtinavadisi_genel_130 

Geçmişte hayvancılığın ve ormancılığın önemli bir yeri olan ilçede bu amaçla kurulu bulunan damızlık sığır ve süt sığırları yetiştirmeye dönük aşılama istasyonları ve orman ürünleri işleme fabrıkası kurulum girişimlerinden günümüzde söz edememekteyiz. Aksine bu açılan kurum ve yapıların yerine bu gün konutlar yapılmış, tesisler lağvedilmiştir.

Bunun yanında son yıllarda Turizme dönük çalışmalar sayesinde bölge insanları kendilerine ekmek kapısı edinmeye çalışsalar da bu belli tekellerin elinde tutulduğundan ötürü gelir yine de adil dağıtılamamakta ve bu da bölge insanının sorunlarına çözüm olamamaktadır.

Gerek tarihi, gerekse de endemik yapısı nedeniyle; bölge turistik açıdan önemli bir potansiyeli bağrında barındırmaktadır. Bu turistik mekanların başlıcaları Ayder kaplıcaları, tarihi kaleler, kemer köprüler ve konaklardır. Çamlıhemşin hakkında diğer bilgiler FIRTINA VADISI başlığı altında ayrıca verilmiştir.

YAYLA KÜLTÜRÜ

 firtinavadisi_genel_129

 Gurbetçilik’ ve Çay Tarımı’nın yanı sıra Çamlıhemşin’linin geçim kaynaklarından biri de Hayvancılıktır. Haziranın ilk haftası 2000’li rakımlardaki yaylalara göçlerin başlama zamanıdır.Yetersiz mera alanı ve haşare’nın çokluğu hayvanları yüksek rakımlara götürmenin asıl nedenleridir.Yaylada sabah erkenden meralara götürülen hayvanların ahır temizliği yapılır.(Bu işlemAlman Prof.Karl Koch’un 1843-44 yıllarında yaptığı Rize Seyahati sonrası kaleme aldığı seyahatnamesinde şöyle anlatılır: Herkül’ün Augias’ın ahırını temizleme biçiminin tek olmadığını ve bu yöntemin bugünkü doğu toplumlarında olduğu gibi eski çağ halklarınca da bilindiği ortaya çıkıyor’.) Akşam ahıra dönen hayvanlar’ın sütleri ‘ketoğ denilen kaplara sağılır. Sağılan süt yayvan ve ahşap bir tekneye dökülür. İkinci gün üzerinde biriken krema (kaymak) alınır. Ve kaymak kabına (kadel veya siyafki) konulup kaynatıldıktan sonra mayalanır ve peynir yapılır. (Yöreye özgü olan ancak bu gün çok ender ev de kullanılan Peynir mayasının temel maddesi üç günlük inek yavrusudur. Kesilen yavrunun midesi özenle alınır. İçerisine ağız süt, fasulye(4 adet) yoğurt, şeker, şip, tuz, v.s gibi bazı maddeler konur bağlanır. Kurutulur. Kurutulan mide bir yıl sonra acı erik, tuz, peyniri alınmış süt suyu (Şirat) katılır.) Yapım esnasında süt bozulursa torbaya dökülerek süzdürülür ve çökelek (minci) elde edilir. Peynir saklanması ve tadına ulaşması için, çam ağacı (ladin) kabuğundan dikilmiş olan ‘kolo’ ya da tahtadan yapılma “kadel” denilen kapların içinde muhafaza edilir.

Sütün kaymağını almak için; Her ne kadar günümüzde “süt makine” leri, kullanılıyor olmasına karşın, geçmişte süt tekneleri kullanılırdı. Süt tekneleri, tabanı huni şeklinde yayvan ağızlı tahta kaplardı. Alt kısmında bir tıpa bulunur, sütün kaymağı bu tıpa çekilip, teknedeki süt diğer kaba akıtılır. Akan sütten geriye kalan kaymak tekneden alınıp kaymak kabına konur. Biriken kaymak ise yayıklarla yağa dönüştürülürdü. Yayık yaymak için tavandan yayığın boyutuna uygun aralıklarla iki adet salıncak kurulur, bu salıncağa yerleştirilen yayık, iki kişi tarafından itilerek çalkalanır,ve kaymak ve ya yoğurt yağa dönüştürülürdü. Bu tip yayıklardan başka, bir de küp yayıklar vardı. Kilden yapılmış tamamen küp biçiminde olmasına karşın bir kulpu mevcuttu. Ağzı sütün ve ya yoğurdun dışarı akmaması için özel olarak hazırlanmış yumuşak bir deri ile sıkıca kapatılan yayık, kulpundan sallanarak yağ elde edilirdi. Küp yayığın ağzından başka bir de kontrol amaçlı küçük bir deliği bulunurdu. Ağzı ikide bir açılamayacağı için yağın olup olmadığı bu delikten, özellikle taze bir ağaç dalı yardımıyla öğrenilirdi. Ağaç dalı yayığın içine sokulur, yağ olmuş ise yağ parçacıkları dala yapışırdı.

Sütten yoğurt mayalanıp torbaya dökülerek de süzme yapılır. Tüm ürünler yayla evinin maran denen bölümünde güze kadar saklanır.

Yaylada inekleri rahatsız etmemeleri ve kendilerinin yeterince beslenebilmeleri için, bütün öküzler başlarına tahsis edilmiş çobanlar tarafından devamlı gidilmeyen ve sırf onlar için belirlenmiş otlaklara (öküz pornağı)götürülürler.

Çobanlar iki ay süreyle orada öküzlerin sağlıklı bir şekilde beslenmelerini sağlarlar. Çobanlar kamp yerinde, üstü hartuma’dan(çam ağacından, uzunluğu bir metre, genişliği yirmi santimetre olan ince tahta) etrafı taştan örülü barınakta kalırlar. Çobanlar öküzleri gece boyunca var sa köpeklerine, yoksa pehlivan öküze emanet ederler. Öte yandan köydeki ürünlerin bakımını tamamlayan Hemşinli, gurbetçisiyle de aynı tarihte buluşarak on günlük bir dinlenme ve eğlenme için yaylaya çıkar. Vartavor denilen bu eğlence yalnızca yaylara özgü bir eğlencedir. İnsanların Gül Suyu ile birbirlerini ıslatması anlamına gelen ve bereket’i simgeleyen Vartavor aynı zamanda da genç kız ve delikanlılar için sevdalık zamanıdır. Her yaylada belli bir horon yeri vardır. Genellikle bu yerlere “Horon Düzü” denir. Buralarda gece geç saatlere kadar tulum eşliğinde horon oynanır ve atma türkü (iki kişi yada iki grup arasında taşlamaya ve ironiye dayalı, beyit veya dörtlük şeklinde uyaklı söylenen türkü )söylenir. Gündüz ise hava güzelse günübirlik geziler düzenlenir. Hobisi olanlar alabalık avına ve çamlardan sakız toplamaya giderler. Ağustos sonuna doğra, yaylaya gitmeyen ve köyde kalan orta yaşta olan bir grup, yine bir şenlik havasında, ertesi yıl hayvanlara gerekecek olan ot ihtiyacını sağlamak ve stok etmek için yaylaya çıkar. Oğnak ve ot biçimi de denilen bu olaydan sonra, yaylacının artık bir beklediği yoktur. Artık yaylaları indirmek için son güz gelecekleri bekleyecektir. Genellikle yaylalar, Eylül ayının sonunda inmiş olurlar. Yayla evleri terk edilirken; Yatak-yorgan gibi eşyalar, herhangi bir kemirgen’in kışın kesmemesi için, yayla evinde ‘tacor’adı verilen ve tavandan sarkıtılan iplere yerleştirilen tahtaların üzerine konularak korumaya alınır.

Günümüzde ise; Karadeniz bölgesinin geçim kaynağı olarak ‘çay’ bitkisinin yaygınlaşması yayla kültürünü kısmen de olsa baltalamıştır. Eskiden mısır tahılı ticari amaçtan çok gerekli olan ekmek ve yem ihtiyacı için ekilirdi. Şimdi ise çay toplama zamanındaki düzensizlik artık geçim için değil zevk için çıkılan yaylalara artık kitle olarak gidilmesini engelliyor. Ağustos Ayı içerisinde çeşitli yaylalarda gurbetçilerinde özellikle gelişleriyle birlikte çeşitli adlar altında “şenlik” ler yapılmaktadır. Suni ve ticari amaçlı olan bu şenlikler kültürel birer öge olmayıp, bireysel tatminden ve ticari amaçtan başka bir anlamı yoktur.

Süt’ü teknede değil, süt makinesinde kaymağından ayrıştırılan, ateşi ocaklıkta değil Pilita da ve sobalarda yanan, yaylacısı ottan değil süngerden yapılan yataklarda yatan, öküz nerde kaldı inek sayısı yayladaki kişi sayısına eşdeğer olan,canlı ev sayısı her yıl ölen yaylacı kadın sayısına göre orantılı azalan yaylalardan başka, elektriği, telefonu ve yolu olduğu için aşırı betonlaşmadan da nasibini alan yaylaları ile Çamlıhemşin de yaylacılık bakalım ne kadar daha gündemde kalmayı başarabilecek. 

ÇAMLIHEMŞİN’İN KÖYLERİ

 firtinagenel_025

Aşağı Şimşirli(conottobra)

Behice Köyü

Boğaziçi Köyü

Çat Köyü

Çayırdüzü Köyü (Guvant)

Dikkaya Köyü (Mekaliskirit)

Güllü Köyü

Güroluk Köyü(Livik-Cakesli)

Kale Köyü (Kale-i Bala)

Kadıköy Köyü(Örenkit)

Kaplıca Köyü (Holco)

Köprübaşı Köyü (Abicğo)

Meydan Köyü

Muratköy Köyü (Komillo)

Ortaklar Köyü (Başköy)

Ortan Köyü

Ortayayla Köyü

Sıraköy Köyü

Şenköy Köyü

Şenyuva Köyü (Çinçiva)

Topluca Köyü (Çano)

Ülkü Köyü (Mollaveyis)

Yayla Köyü (Elevit)

Yazlık Köyü (Karşı Varoş)

Yolkıyı Köyü (Küşüva)

Yukarı Şimşirli(Melivar)

Zilkale Köyü(Golona)

manzara21